← Ana sayfaya dön
HadisNamazSünen-i İbn Mâce

Sünen-i İbn Mâce — The Book On The Mosques And The Congregations — Hadis No: 759

حَدَّثَنَا رِزْقُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيُّ، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ بْنُ قُدَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ تُتَّخَذَ الْمَسَاجِدُ فِي الدُّورِ وَأَنْ تُطَهَّرَ وَتُطَيَّبَ ‏.‏

Tercüme

Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine,göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mahallelerde mescidlerin (veya) evlerde namaz yerlerinin ittihaz edilmesini ve temiz tutulup güzel koku sürülmesini emretmiştir.» AÇIKLAMA (757, 758 ve 759): Müellifin ikİ senedIe rivayet ettiği aynı ma'nadaki Aişe (r.anha)'nın hadisini Ebu Davud, İbn-i Hibban, Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un, 'Mahallelerde (veya) evlerde mescidlerin ittihazı babı'nda rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın hadisini açıklayan el-Menhel, özetle şu bilgiyi vermiştir: ''Dur: 'Dar'ın çoğuludur. Dar kelimesi bina, arsa ve mahalle anlamlarına gelir. Çünkü araplar, bir kabilenin toplu halde bulunduğu mahalleye Dar adını verirler. Hadisteki Dur kelimesi mahalleler anlamına yorumlandığında hadisteki 'Mesacid' kelimesi ile meseidler anlamı kasdedilmiş olur. Bu takdirde cümlenin manası şöyle olur: 'Resulullah (s.a.v.) mahallelerde mescidleri yapmayı emretmiştir.' Şayet 'Dur' kelimesi: 'Evler' anlamına yorumlanırsa, Mesacid kelimesi ile namaz kılınan yerler kasdedilmiş olur. Yani bu kelime 'Mescid'in çoğulu değil, secde ve namaz yeri anlamını taşıyan 'Mesced'in çoğulu olmuş olur. Buna göre cümlenin manası şudur: 'Restilullah (s.a.v.), evlerde namaz yerlerinin yapılmasını emretmiştir. ' EI-Mirkat sahibi: Birinci yorum tercihe şayandır. Tatbikat. da ona göredir. Nebi (s.a.v.)'in her mahalle halkının kendileri için birer mescid yapmalarını emretmesinin hikmeti, bir mahalle halkının başka mahalledeki mescide gitmelerinin zorluğu veya imkansızlığı ve bu nedenle mescıdde namaz kılmanın ve cemaatın faziletinden mahrum kalınmasıdır. Her mahalle halkının güçlük çekmeden bu faziletleri kazanmaları için kendi mahallelerinde mescid yapmalarını emretmiştir, demiştir. Hattabi, ikinci yorumu anlatmış, birinci şekilde yorum yapıldığını da söylemiştir. Ayni de, Hattabi gibi ikinci yorumu daha açık, görerek şöyle demiştir: 'Bir yer sahibi tarafından vakfedilmedikçe ve halk orada cemaatla namaz kılmadıkça mescid sayılmaz, diyen arkadaşlarımız için bu hadis bir delildir. Eğer yer sahibinin mescid ismini vermesiyle iş tamamlanmış olsaydı, şahısların kendi evlerinden mescid olarak ayırdıkları köşe veya oda, onlarıri mülkü olmaktan çıkmış olacaktı. Şu halde bir yere mescid ismini vermek, o yerin mescid sayılması için yeterli değildir. Bunun için Hidaye sahibi: Eğer kişi evinin içinden bir yeri mescid edinerek halkın oraya girip namaz kılmalarına izin verirse, o yeri satabilir ve ölümü halinde mirasçıların malı olur. Çünkü mescid, içine girilmesine hiç kimsenin mani olamıyacağı bir yerdir. Kişinin, evinden mescid olarak ayırdığı yer, onun mülkü ile çevrili olduğu için oraya kimseyi sokmayabilir. O halde orası mescid hükmüne girmiş değildir, demiştir. Mahallelerde mescidlerin ve evlerde namazgahların yapılmasına ait verilen emir vueub için değil, izin mahiyetindedir. Çünkü bundan gaye uzak mescidlere gitmek meşakkatinden kurtulmalarıdır. Nebi (s.a.v.) mescidlerin temiz tutulmasını emretmekle mescidde bulunması münasib olmayan her şeyden arınmasını, pis kokudan kirlerden korunmasını ve tertemiz muhafazasını istemiştir. Bunun yanında mescidlere güzel kokuların sürülmesini emretmiştir. Çünkü bu yerlerde namaz kılındığı için, camiler gibi hürmet edilmesi gerekir. İbn-i Reslan: 'Mescidlere erkeklerin kullandıkları ve renk izi bırakmayan güzel koku türleri sürülmelidir. Çünkü renk izi namaza duranların dikkatini çekebilir. Mescidlere güzel koku sürülürken en iyisi cemaatın namaz kıldıkları ve secde ettikleri yerlere Sürülmelidir, demiştir. Güzel koku sürmek diye terceme ettiğimiz "Tatyib' kelimesini, buhurla tütsülemek diye yorumlamak caizdir. Bunun içindir ki İbn-i Hacer: Mescidi buhurla tütsülemenin müstahablığı hadisten anlaşılır. Malik bunu mekruh görmekle muhalefet etmiştir. Halbuki Ömer bin el- Hattab (r.a.) minber üzerinde oturduğu zaman Abdullah (r.a.) mescidi buhurla tütsülerdi. Selefin bir kısmı, mescide za'feran ve güzel koku sürülmesini müstahab saymışlardır. Nebi (s.a.v.)'in de bunu yaptığı rivayet olunmuştur, der. Şa'bi: Mescide güzel koku sürmek sünnettir, demiştir. İbn-i Ebi Şeybe'nin tahric ettiğine göre Abdullah İbn-i Zübeyr, Ka'be'yi yaptığı zaman duvarlarını misk ile sıvamıştır. Hadis, evlerde namazgahların ittihaz edilmesinin meşruluğuna delalet eder, Nebi (s.a.v.)'in, ashabtan İtban bin Malik (r.a.)'in evinin bir köşeşini mescid olarak ittihaz etmesini sağladığı sabittir

Kaynak

Sünen-i İbn Mâce, 4/25 (No: 759)

https://sunnah.com/ibnmajah/4/25

Sünen-i İbn Mâce — hocanın diğer içerikleri

Sünen-i İbn Mâce — Establishing the Prayer and the Sunnah Regarding Them — Hadis No: 1061

Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حُمَيْدٍ السَّاعِدِيَّ، فِي عَشْرَةٍ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِيهِمْ أَبُو قَتَادَةَ فَقَالَ أَبُو حُمَيْدٍ أَنَا أَعْلَمُكُمْ بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ قَالُوا لِمَ فَوَاللَّهِ مَا كُنْتَ بِأَكْثَرِنَا لَهُ تَبَعَةً وَلاَ أَقْدَمَنَا لَهُ صُحْبَةً ‏.‏ قَالَ بَلَى ‏.‏ قَالُوا فَاعْرِضْ ‏.‏ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ كَبَّرَ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى يُحَاذِيَ بِهِمَا مَنْكِبَيْهِ وَيَقِرَّ كُلُّ عُضْوٍ مِنْهُ فِي مَوْضِعِهِ ثُمَّ يَقْرَأُ ثُمَّ يُكَبِّرُ وَيَرْفَعُ يَدَيْهِ حَتَّى يُحَاذِيَ بِهِمَا مَنْكِبَيْهِ ثُمَّ يَرْكَعُ وَيَضَعُ رَاحَتَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ مُعْتَمِدًا لاَ يَصُبُّ رَأْسَهُ وَلاَ يُقْنِعُ مُعْتَدِلاً ثُمَّ يَقُولُ ‏ "‏ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ ‏"‏ ‏.‏ وَيَرْفَعُ يَدَيْهِ حَتَّى يُحَاذِيَ بِهِمَا مَنْكِبَيْهِ حَتَّى يَقِرَّ كُلُّ عَظْمٍ إِلَى مَوْضِعِهِ ثُمَّ يَهْوِي إِلَى الأَرْضِ وَيُجَافِي يَدَيْهِ عَنْ جَنْبَيْهِ ثُمَّ يَرْفَعُ رَأْسَهُ وَيَثْنِي رِجْلَهُ الْيُسْرَى فَيَقْعُدُ عَلَيْهَا وَيَفْتَخُ أَصَابِعَ رِجْلَيْهِ إِذَا سَجَدَ ثُمَّ يَسْجُدُ ثُمَّ يُكَبِّرُ وَيَجْلِسُ عَلَى رِجْلِهِ الْيُسْرَى حَتَّى يَرْجِعَ كُلُّ عَظْمٍ مِنْهُ إِلَى مَوْضِعِهِ ثُمَّ يَقُومُ فَيَصْنَعُ فِي الرَّكْعَةِ الأُخْرَى مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ إِذَا قَامَ مِنَ الرَّكْعَتَيْنِ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى يُحَاذِيَ بِهِمَا مَنْكِبَيْهِ كَمَا صَنَعَ عِنْدَ افْتِتَاحِ الصَّلاَةِ ثُمَّ يُصَلِّي بَقِيَّةَ صَلاَتِهِ هَكَذَا حَتَّى إِذَا كَانَتِ السَّجْدَةُ الَّتِي يَنْقَضِي فِيهَا التَّسْلِيمُ أَخَّرَ إِحْدَى رِجْلَيْهِ وَجَلَسَ عَلَى شِقِّهِ الأَيْسَرِ مُتَوَرِّكًا ‏.‏ قَالُوا صَدَقْتَ هَكَذَا كَانَ يُصَلِّي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏

Muhammed bin Amr bin Ata' (r.a.)'den; şöyle demiştir: İçlerinde Ebu Katade (r.a.)'in bulunduğu on sahabi'nln bulunduğu bir yerde Ebu Humeyd es-Saidi (r.a.)'den şöyle söylerken işittim : Ebu Humeyd oradaki sahabilere : — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hepinizden daha iyi bilirim, dedi. Sahabiler O'na : — Neden (sen daha iyi bilirsin)? Sen hepimizden daha çok O'nun izini takip etmiş değilsin. Hepimizden önce Onun sohbetinde bulunmuş da değilsin, dediler. Ebu Humeyd (r.a.) : — Hayır, ben Onun kılışını hepinizden daha iyi bilirim, dedi. Sahabiler, Ona: — Öyle ise anlat (bakalım), dediler. Ebu Humeyd (r.a.) : — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza kalktığı zaman tekbir alırdı. (Tekbir alırken) ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırarak biraz öyle durdururdu. Sonra okurdu. Sonra tekbir alır ve ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırırdı. Sonra rüku' ederek, avuçlarının içini diz kapaklarının üzerine bırakır, onlara dayanırdı. Başını ne bel hizasından aşağı indirir, ne de yukarı kaldırır, ense ile beli bir hizada tutardı. Sonra: سمع اللَّه لمن حمد [semi’allahu limen hamide] diyerek ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı. (Omurganın) bütün kemikleri mafsallarında yerleşinceye kadar (ayakta dururdu.) Sonra (secde için) yere inerdi. (Secdede) kollarını yanlarından uzak tutardı. Sonra (secdeden) başını kaldırırdı ve sol ayağını yere yatırarak üstünde otururdu. Secde ettiği zaman her iki ayağının parmaklarını, (uçları kıbleye ve altları yere gelecek şekilde) eğerdi. Sonra (ikinci defa) secde ederdi. Sonra tekbir alarak sol ayağı (nı yere yatırarak) üstünde ve (omurganın) her kemiği yerine dönünceye kadar otururdu. Sonra ayağa kalkardı. Ve ikinci rek'atte bunun mislini yapardı. Sonra ikinci rek'atten (üçüncü rek'ate) kalktığı zaman namaza başlarken yaptığı gibi ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırırdı. Sonra namazının kalan rek'atlerini böylece kılardı. Nihayet ardından selam verilecek secdeyi yaptıktan sonra sol ayağını geri çekerek (= altından sağ tarafına doğru çıkararak) sol yanı üstünde müteverrik olarak otururdu, dedi. Sahabiler: — Doğru söyledin. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), anlattığın şekilde namaz kılardı, dediler. Diğer tahric: Buhari, Tirmizi, Ebu Davud. Ahmed, Tahavi, İbn-i Hibban ve Beyhaki de bu hadisi uzun ve kısa metinler halinde rivayet etmişlerdir

Namaz
Detay →

Sünen-i İbn Mâce — Establishing the Prayer and the Sunnah Regarding Them — Hadis No: 1067

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، أَنْبَأَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ بِشْرِ بْنِ حَرْبٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا خَرَجَ مِنْ هَذِهِ الْمَدِينَةِ لَمْ يَزِدْ عَلَى رَكْعَتَيْنِ، حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْهَا ‏.‏

(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den; şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şu belde (Medine-i Münevvere)'den çıktığı zaman Ona dönünceye kadar (akşam farzı hariç hiç bir farzı) İki rekatten fazla kılmazdı

Hac & Umre
Detay →

Sünen-i İbn Mâce — Establishing the Prayer and the Sunnah Regarding Them — Hadis No: 1068

Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، وَجُبَارَةُ بْنُ الْمُغَلِّسِ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَخْنَسِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: افْتَرَضَ اللَّهُ الصَّلاَةَ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّكُمْ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي الْحَضَرِ أَرْبَعًا وَفِي السَّفَرِ رَكْعَتَيْنِ ‏.‏

(Abdullah) İbn-i Abbas (r.a.)'dan; şöyle demiştir : Allah, sizin Nebiiniz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in lisaniyle hazerde dört rek'at ve seferde iki rek'at olarak (dört rek'atli namazı) farz kılmıştır. Diğer tahric: Müslim ve Nesai

Namaz
Detay →

Sünen-i İbn Mâce — Establishing the Prayer and the Sunnah Regarding Them — Hadis No: 1078

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ بَيْنَ الْعَبْدِ وَبَيْنَ الْكُفْرِ تَرْكُ الصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏

Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Kul ile küfür arasında (yalnız) namazı terketmek vardır.» Diğer tahric: Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud

Namaz
Detay →