← Ana sayfaya dön
HadisNamazSünen-i İbn Mâce

Sünen-i İbn Mâce — The Book of Purification and its Sunnah — Hadis No: 564

حَدَّثَنَا أَبُو طَاهِرٍ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ أَبِي مَعْقِلٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَعَلَيْهِ عِمَامَةٌ قِطْرِيَّةٌ فَأَدْخَلَ يَدَهُ مِنْ تَحْتِ الْعِمَامَةِ فَمَسَحَ مُقَدَّمَ رَأْسِهِ وَلَمْ يَنْقُضِ الْعِمَامَةَ ‏.‏

Tercüme

Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in abdest aldığını gördüm. (Mübarek) Başında Kitriyye bir sarık vardı. (Mübarek) Elini sarığın altına sokarak başının ön kısmını meshetti ve sarığı kaldırmadı. AÇIKLAMA : (561, 562, 563 ve 564) 561 nolu Bilai r.a.'in hadisini Müsliın ve Nesai de rivayet etmişlerdir. 562 nolu Amr r.a.'in hadisini. Buhari ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Selman r.a.'ın hadisini Ahmed rivayet etmiş, Tirmizi de EI-İlel'de rivayet etmiştir. Tirmizi'nin bu arada Ebu Şureyh'in kim olduğunu Buhari'ye sorduğunu, Buhari'nin de: Tanımam, adını da bilmem, diye cevap verdiğini, ayrıca seneddeki Ebu Müslim'in meçhul olup, adını bilmediğini, Tuhfetü'l-Ahfezi nakleder. 564 nolu Enes'in hadisini de Ebu Davud ve İbn-i Mace nakletmişlerdir. Zehebi: Sarık üzerine meshetmek hakkında Enes (r.a.)'den rivayette bulunan Ebu Ma'kil tanınmıyor, demiş; İbnü'l-Kattan da: O meçhuldür, demiştir. Tirmizi: "Çoraplar ve Sarık üzerine Meshetme'' babında El-Muğire bin Şu'be r.a.'den iki rivayette bulunmuştur, Muğire, birincisinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mestler ve sarık üzerine meshettiğini; diğerinde hem sarık üzerine, hem de başının ön kısmına meshettiğini bildirmiştir, Tirmizi, bu hadisin bir kaç yoldan El-Muğire'den rivayet edildiğini, bazılarında başın üst kısmına ve sarığa meshedildiğini, bazılarında başın üst kısmından bahsedilmediğini belirterek bu babta Amr bin Ümeyye, Selman, Sevban ile Ebu Ümame'den rivayetler bulunduğuna ve El-Muğire bin Şu'be'nin hadisinin hasen-sahih olduğunu söylemiştir, Müellifimizin rivayet ettiği ilk iki hadiste Peygamber (s.a.v.)'in sarık üzerine meshettiği bildirilirken, başa meshetmesinden söz edilmediği görülmektedir, Son iki hadiste ise O'nun hem sarığa hem de mübarek başının ön kısmına meshettiği açıklanmıştır, Ebu Davud: "Sarık Üzerine Mesh'' babında Sevban ve Enes bin Malik'in hadislerini rivayet etmiş, Sevban'ın hadisinde başa meshedilmesinden bahsedilmemiş; Enes'inkinde ise burada olduğu gibi bahsedilmiştir. EI-Menhel yazarı konu hakkında aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: "Sevban (r.a.)'ın hadisinin zahirine göre; yalnız sarığa meshetmek kafi olup, bunun yanında başa da meshetmeye gerek yoktur, Alimlerin çoğu bu yola gitmişlerdir. Tirmizi. Sünen'inde: 'Bu görüş sahabilerin alimlerinden bir kısmının kavlidir, Ebu Bekir, Ömer ve Enes r.anhum bunlardandır, Evzai, Ahmed ve İshak da böyle demişlerdir, der. Bu görüşteki alimler, sarık üzerine meshetmenin yeterli olması için sarığın abdestli iken giyilmiş olması şart mıdır, değil midir? diye ihtilafa düşmüşlerdir, Ebu Sevr: Sarığın abdestli iken giyilmiş olması şarttır. demiştir, Diğerleri ise; şart değildir. demişlerdir. Keza Ebu Sevr'e göre; sarık üzerine meshetmek, mestler üzerine meshetmek süresine tabidir. Yani mukim bir gün, misafir de üç gün başına meshetmeden yalnız sarığa meshetmekle yetinebilir. Bunların cumhuru, bu tahdidi koymamıştır. Alimlerden bir cemaat da : Sarık üzerine meshetmek, başa meshetmek yerine geçmez. demişlerdir. Tirmizi: Sahabilerin ve tabiilerin alimlerinden bir kısmı; yalnız sarık üzerine mesh yapılamaz, fakat sarıkla beraber başın bir kısmı meshedilirse olur, demişlerdir. Malik, Şafii, Süfyan-i Sevri ve ibnü'l-Mübarek de böyle demişlerdir. El-Hattabi şöyle der; ''Fıkıhçıların ekserisi yalnız sarık üzerine meshetmeyi men etmişlerdir. Bu husüsta varid olan hadisleri şöyle yorumlamışlardır: ''Resul-i Ekrem (s.a.v.), başının her tarafını meshederdi. Fakat sarıklı olduğu zaman, başının bir kısmını meshetmekle yetinerek sarığını kaldırmazdı. Başına meshetmediği kısım yerine sarığı üzerine mesh yapardı. Bu alimler; Muğire bin Şu'be'nin haberi bu yoruma delalet eder. Çünkü Mugire, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest şeklini anlatırken: " ... Ve başının ön kısmına ve sarığının üzerine meshetti ... " diyerek, sarık üzerine meshetmeyi, başın ön kısmına meshetmenin tamamlayıcısı olarak almıştır, demişlerdir. Bu görüşteki alimler şunu da söylemişlerdir; Allah, başa meshetmeyi farz kılmıştır. Asıl olan da budur. Yalnız sarığa yapılan meshe ait hadis, te'vile muhtemeldir. (Yani sarıkla beraber başın bir kısmı da meshedilmiştir, denilebilir. Çünkü böyle rivayetler de vardır,) Yapılmasının gerekliligi kesinlikle bilinen bir asıl, muhtemel hadisle terkedilemez ... '' Hanefi alimleri: 'Sarık üzerine meshetmek caiz degildir. Bu, mestler üzerine meshetmeye benzemez. Çünkü mestleri ikide bir çıkarmanın güçlügü dolayısıyla bir ruhsat olmak üzere meshetme müsadesi verilmiştir. Sarığı çıkarmakta ise böyle bir güçlük yoktur Sevban r.a.'ın hadisi, anlatılan savaş olayına mahsustur. Yahut sarığa meshetmeye ait hadis mensuhtur' demişlerdir. Maliki'ler ise: Zaruret olmadıkça sarığa meshetmek caiz değildir, demişlerdir, Onların meşhur kavli budur. Sevban r.a.'ın hadisini de zaruret haline hamletmişlerdir

Kaynak

Sünen-i İbn Mâce, 1/298 (No: 564)

https://sunnah.com/ibnmajah/1/298

Sünen-i İbn Mâce — hocanın diğer içerikleri

Sünen-i İbn Mâce — Chapters on Food — Hadis No: 3313

Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَابِسٍ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَقَدْ كُنَّا نَرْفَعُ الْكُرَاعَ فَيَأْكُلُهُ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بَعْدَ خَمْسَ عَشْرَةَ مِنَ الأَضَاحِيِّ ‏.‏

Âişe (r.anha)'dan; Şöyle demiştir: And olsun ki biz sığır ve davarın ayaklarını (yâni diz kapağı ile topuk arasında kalan kısmı) kaldırırdık. Kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanların kesiminden on beş gün sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ayaklan yerdi

Hac & Umre
Detay →

Sünen-i İbn Mâce — The Book of the Sunnah — Hadis No: 156

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي حَرْبِ بْنِ أَبِي الأَسْوَدِ الدِّيلِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَا أَقَلَّتِ الْغَبْرَاءُ وَلاَ أَظَلَّتِ الْخَضْرَاءُ مِنْ رَجُلٍ أَصْدَقَ لَهْجَةً مِنْ أَبِي ذَرٍّ ‏"‏ ‏.‏

Abdurrahman bin Amr bin el-As r.a.’dan rivayet edildiğine göre: < Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle buyurduğunu işittim> demiştir : '' Ebu Zer’den daha doğru ve düzgün sözlü bir adamı yer (küre) taşımamış ve gök (yüzü) gölgelememiştir

Genel
Detay →

Sünen-i İbn Mâce — Establishing the Prayer and the Sunnah Regarding Them — Hadis No: 1268

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الأَزْهَرِ، وَالْحَسَنُ بْنُ أَبِي الرَّبِيعِ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَوْمًا يَسْتَسْقِي فَصَلَّى بِنَا رَكْعَتَيْنِ بِلاَ أَذَانٍ وَلاَ إِقَامَةٍ ثُمَّ خَطَبَنَا وَدَعَا اللَّهَ وَحَوَّلَ وَجْهَهُ نَحْوَ الْقِبْلَةِ رَافِعًا يَدَيْهِ ثُمَّ قَلَبَ رِدَاءَهُ فَجَعَلَ الأَيْمَنَ عَلَى الأَيْسَرِ وَالأَيْسَرَ عَلَى الأَيْمَنِ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den; şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün istiskaya çıktı. Bize ezansız ve ikametsiz olarak iki rek'at namaz kıldırdı. Sonra bize hutbe okudu. Ellerini kaldırarak ve yüzünü Kıbleye döndürerek Allah'a dua etti. Ridasını çevirdi, sağ yanı sol cepkeni ve sol yanı sağ cepkeni üzerine aldı. Not: Bunun isnadının sahih ve ricalinin sika oldukları, Zevaid'de bildirilmiştir

Namaz
Detay →

Sünen-i İbn Mâce — Tribulations — Hadis No: 3928

Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ فَإِذَا قَالُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إِلاَّ بِحَقِّهَا وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏

Cabir (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «La ilahe illallah» deyinceye kadar insanlarla savaşmak ile emrolundum. Onlar "Lâ ilahe illallah'' deyince Tevhîd kelimesinin hakkı (olan cezalar) müstesna, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. (îmânda samimî olup olmadıklarının) hesabı da Allah'a aittir.» Bu ve önceki hadis Müslimin aynı babında yer alıyor. Aşağıdaki link 3927’deki linkin aynıdır. MÜSLİM HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA

Genel
Detay →