← Ana sayfaya dön
HadisNamazSünen-i Ebû Dâvûd

Sünen-i Ebû Dâvûd — Prayer (Kitab Al-Salat) — Hadis No: 1055

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جَعْفَرٍ، حَدَّثَهُ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ النَّاسُ يَنْتَابُونَ الْجُمُعَةَ مِنْ مَنَازِلِهِمْ وَمِنَ الْعَوَالِي ‏.‏

Tercüme

Nebi (s.a.v.)'in hanımı Âişe (r.a)'dan; demiştir ki: İnsanlar, evlerinden ve Avâlî'den nöbetleşe olarak cuma'ya gelirlerdi. izah: Buhârî, cuma; Müslim, cuma Hadis-i şerifin Buhârî'deki rivayeti yine Hz. Âişe'dendir.Fakat dana uzundur.Buradakine ilaveten, cumaya gelenle­rin üzerlerinde toz ve ter bulunduğu onlardan birinin üzerinde toz ve ter ol­duğu halde Resûlullah'a geldiğinde Efendimizin ''Keşke bu gününüzde yıkansaniz"[Ebû Dâvûd, tahâre] buyurduğu rivayet edilmektedir. "Nöbetleşe gelirlerdi” şeklinde türkçeleştirdiğimiz kelimesi, Kastalânî ve Aynî'nin beyânlarına göre, mastarının tefâül babın-dandır. Bu kelime bazı rivayetlerde şeklindedir. Bu, ve fiillerinin aynı manada olduğunu gösterir. Avâlî, âliye kelimesinin çoğuludur. Daha önce de temas edildiği gibi, Medine'nin doğu tarafında 2-12 mil arasındaki mesafede bulunan köylere ve yerleşim bölgelerine denir. Ebû Davud'un bu hadis-i şerifi, "Cuma kimlere farzdır?" başlığı altı­na alması, onun köylerde ve obalarda yaşayanlara cuma'mn farz olduğu gö­rüşünde olduğunu gösterir. Çünkü Hadis-i Şerifin ifâdesinden müslümanların köylerden cuma için Medine'ye geldikleri anlaşılmaktadır. Bu da cumanın onlara farz olmasını gerektirir. Ancak hadis-i şerif köy ve obalarda oturanlara cumanın farz olduğuna kesinlikle delil olamaz. Çünkü burada Avâlî'den olanların cumaya nöbetle­şe geldikleri söylenmektedir. Eğer cuma onlara farz olsaydı nöbetleşe değil, özrü olmayan herkesin her cuma gelmesi gerekirdi. Hepsi gelmediğine göre, bu haber onlara cumanın farz olduğuna delâlet etmez. Onların cumaya gel­meleri tamamen ihtiyarî olduğunu gösterir. Bu konuda Aynî'de; "Eğer cuma Avâlî'de oturanlara farz olsaydı, nö­betleşe olarak gelmezler, hepsi birden gelirlerdi" demektedir. Diğer Buhârî sarihleri Kastalânî, Askalanî ve Kirmânî de Aynî'nin söylediklerine benzer ifadelerle şehirlerin dışında oturanlara cumanın farz ol­madığını belirtmişlerdir. Burada söz konusu olan şehirden maksat, Hidâye'dc, (Ebû Yûsuf'un görüşü olmasına rağmen Hanefi mezhebinin tercihi olarak) gösterildiğine göre, idarecisi olan, hükümleri infaz ve cezalan tatbik eden hâkimi bulunan yer­lerdir. Ebu Yusuf'dan nakledilen bir başka görüşe göre de şehir, ahâlisi en büyük camilerine toplandığında cami almayacak kadar kalabalık olan yer­lerdir. Fethu'I-KadiVde Ebû Hanife'nin şehir'i şu şekilde tarif etliği bildiril­mektedir: "İçerisinde sokaklar, çarşılar ve meskûn mahalleri olan, mazlu­mu zâlimden koruyacak valisi ve çeşitli hadiseler karşısında kendisine müracaat edilen âlimi bulunan her yerdir." Ancak yukarıda da ifâde edildi­ği gibi Hidâye sahibi, Ebû Yûsuf'un ilk görüşünü mezhebin görüşü olarak takdim etmiştir. Bir kimseye cuma namazının farz olması için bazı şartlar vardır. Bu şart­lardan bir kısmında bütün mezhubler müttefik olduğu halde bazılarında ara­larında görüş ayrılıkları vardır. Bütün mezheblcrin ittifak ettikleri şartlar şunlardır: Cumanm farz olması için: 1. Erkek olmak. Ancak kadınlar cumayı kılmışlarsa, bir daha öğle na­mazını kılmalarına gerek yoktur. 2. Hür olmak, 3. Kör olmamak.Gözü görmediği halde camiye giderken kendisine re­fakat edecek birumi bulabilen kişi hakkında mezhebfer arasında ihtilâf var­dır. Hanefîlerden, İmam-ı Azam'a göre böyle birine cuma farz değil, Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre farzdır. Şafiîlerden de iki görüş nakledilmiştir. 4. Mukim olmak. Müsâfire cuma farz değildir. Şafiî ve~"H"anbelîlere gö­re müsâfir, cuma kılınan bir yerde dört günden fazla kalmaya niyet ederse ona da cuma farzdır. 5. Cuma kılınan bir şehirde olup camiye Hanefîlerde 5040 m.Malikilerde üç mil, Şâfiîlerde de ezan duyulabilecek bir mesafede olmak.,Bulundu­ğu yer ile cami arasında bir boşluk olması hâlinde, arada meskun olmayan bir boşluk varsa, durum değişir.O konu bundan sonraki hadisin şerhinde açıklanacaktır.Ancak Şâfiîlerde ezan, duyulmayan yerlerde mükellef adedi kırk veya daha fazla olursa bulundukları yerde namazlarını kılmaları gerekir, 6. Sıhhati yerinde olmak: Hanefîlere göre topal olmamak, ayrı bir şart olarak zikredilir. Bunlardan başka Şafiî, Maliki ve Hanbelîlete göre şu şartların bulunması da cumanın farz olması için gereklidir: a. Cumayı terk etmeyi mubah kılan bir özrü bulunmayacak, b. İhtiyar olmayacak, (bu konu tafsilâtlıdır). c. Bir zâlimin kendisine zarar vermesinden veya hapsetmesinden kor­kusu olmayacak. d. Mal, can veya ırza bir zararın gelmesinden emin olacak. 5. Mükellef namaz kılacak yerde yerleşmiş olacak. Bu mezheplere göre mükellef sayısı kırktan fazla olan köylerde cuma kılınır. Çöllerde veya çadırlarda cuma farz değildir.Bedâyi'de belirtildiğine göre, Hanefi mezhebinde köylerde cuma farz değildir. Şehirlerde veya şehre 5040 m. mesafedeki banliyölerinde yaşayanlara cuma farzdır. Buraya kadar yazdığımız şartlar, cumanın farz olmasının şartlandır. Bir de cumanın sahih olmasının şartlan Vardır. Ancak onlar şu anda konumu­zun dışında olduğu için burada temas edilmeyecektir

Kaynak

Sünen-i Ebû Dâvûd, 2/666 (No: 1055)

https://sunnah.com/abudawud/2/666

Sünen-i Ebû Dâvûd — hocanın diğer içerikleri

Sünen-i Ebû Dâvûd — Prayer (Kitab Al-Salat) — Hadis No: 873

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ حُمَيْدٍ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، قَالَ قُمْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةً فَقَامَ فَقَرَأَ سُورَةَ الْبَقَرَةِ لاَ يَمُرُّ بِآيَةِ رَحْمَةٍ إِلاَّ وَقَفَ فَسَأَلَ وَلاَ يَمُرُّ بِآيَةِ عَذَابٍ إِلاَّ وَقَفَ فَتَعَوَّذَ - قَالَ - ثُمَّ رَكَعَ بِقَدْرِ قِيَامِهِ يَقُولُ فِي رُكُوعِهِ ‏ "‏ سُبْحَانَ ذِي الْجَبَرُوتِ وَالْمَلَكُوتِ وَالْكِبْرِيَاءِ وَالْعَظَمَةِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ سَجَدَ بِقَدْرِ قِيَامِهِ ثُمَّ قَالَ فِي سُجُودِهِ مِثْلَ ذَلِكَ - ثُمَّ قَامَ فَقَرَأَ بِآلِ عِمْرَانَ ثُمَّ قَرَأَ سُورَةً سُورَةً ‏.‏

Avf b. Malik el-Eşcaî'den; demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir gece namaz kıldım. Kalktı (birinci rekatta) Bakara suresini okudu. Her rahmet ayetine geldikçe durdu (ve Allah'dan rahmet) istedi. Azab ayetine geldikçe de durdu (ve Allah'a) sığındı. Sonra "Sübhane zi'l-ceberuti ve'I-kibriyai vel-azameti = kahr ve kudret sahibi, izzet ve saltanat sahibi, ululuk ve azamet sahibi olan (Rabbimi) tesbih (ve tenzih) ederim" diyerek kıyamı kadar rükuda kaldı, sonra kıyamı kadar da secdede kaldı. Secde halinde iken de bu dualara benzer dualar okudu. Sonra (ikinci rekata) kalktı, sonra (üçüncü rekatta) bir sure (dördüncü rekatta da diğer) bir sure okudu. Diğer tahric: Nesaî, tatbîk; Ahmed b. Hanbel, V, 388, 397, 398, 400, 401; VI

Namaz
Detay →

Sünen-i Ebû Dâvûd — General Behavior (Kitab Al-Adab) — Hadis No: 4976

Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ أَبَا يُونُسَ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فِي هَذَا الْخَبَرِ وَلَمْ يَذْكُرِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَلْيَقُلْ سَيِّدِي وَمَوْلاَىَ ‏"‏ ‏.‏

(Bir önceki 4975. hadisi) Hz. Ebu Hureyre'den Ebu Yunus da (rivayet etmiştir. Ancak (Hz. Ebu Hureyre) bu haberde Hz. Nebi (s.a.v.)'i anmadı. (Yani hadisi kendi sözü olarak zikretti)1 ve şöyle dedi: (Fakat köle efendisine) "seyyidi (efendim) ve (yahutta) mevlâya (efendim) desin

Genel
Detay →

Sünen-i Ebû Dâvûd — Divorce (Kitab Al-Talaq) — Hadis No: 2262

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ وَإِنِّي أُنْكِرُهُ ‏.‏ فَذَكَرَ مَعْنَاهُ ‏.‏

Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Bir a'rabî Nebi (s.a.v.)'e gelerek: "Karım siyah bir oğlan doğurdu.(Fakat) ben bu çocuğu kabul etmiyorum" dedi. (Ebû Hureyre hadîs'in bundan sonraki kısmında, bir önceki hadîsin) mânâsını rivayet etti

Genel
Detay →

Sünen-i Ebû Dâvûd — Shares of Inheritance (Kitab Al-Fara'id) — Hadis No: 2912

Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي حَكِيمٍ الْوَاسِطِيِّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، أَنَّ أَخَوَيْنِ، اخْتَصَمَا إِلَى يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ يَهُودِيٌّ وَمُسْلِمٌ فَوَرَّثَ الْمُسْلِمَ مِنْهُمَا وَقَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ أَنَّ رَجُلاً حَدَّثَهُ أَنَّ مُعَاذًا حَدَّثَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الإِسْلاَمُ يَزِيدُ وَلاَ يَنْقُصُ ‏"‏ ‏.‏ فَوَرَّثَ الْمُسْلِمَ ‏.‏

Abdullah b. Büreyde'den demiştir ki: (Birisi) Yahudi ve (diğeri de) Müslüman (olan) iki kardeş (ölen babaları için) Yahya b. Yamer'e başvurdular (Yahya'da).onlardan muslümanı mirasçı kıldı. (Diğerini de mirastan mahrum etti ve bu verdiği hükme delil olmak üzere şöyle) dedi: “Ebû Esved'in bana haber verdiğine göre; bir adam ona (şöyle) demiş -Muaz b. Cebel dedi ki: -Ben Rasûlullah (s.a.v.)'i "İslam artar eksilmez" derken işittim. (Muaz bu sözü söyledikten) hemen sonra müslümanı varis kıldı

Aile
Detay →