← Ana sayfaya dön
HadisAileSahîh-i Müslim

Sahîh-i Müslim — The Book of Purification — Hadis No: 667

وَحَدَّثَنِيهِ حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَمَّ قَيْسٍ بِنْتَ مِحْصَنٍ، - وَكَانَتْ مِنَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلِ اللاَّتِي بَايَعْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ أُخْتُ عُكَّاشَةَ بْنِ مِحْصَنٍ أَحَدُ بَنِي أَسَدِ بْنِ خُزَيْمَةَ - قَالَ أَخْبَرَتْنِي أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا لَمْ يَبْلُغْ أَنْ يَأْكُلَ الطَّعَامَ - قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ - أَخْبَرَتْنِي أَنَّ ابْنَهَا ذَاكَ بَالَ فِي حِجْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَاءٍ فَنَضَحَهُ عَلَى ثَوْبِهِ وَلَمْ يَغْسِلْهُ غَسْلاً ‏.‏

Tercüme

Bana Harmele b. Yahya rivayet etti (Dediki): Bize ibn-i Vehb haber verdi (Dediki): Bana Yunus b. Yezid İbn-i Şihab’dan haber aldı. Dediki: Bana Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ud haber verdi. onada Ümmü Kays binti Mıhsan haber vermiş. (Bu kadın Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e bey'at eden ilk muhacirlerdendir. Kendisi Ben-i Esed b. Huzeyme'den bir zat olan Ukaşetü'bnü Mıhsan'ın kız kardeşidir) Ubeydullah demişki: Ümmü Kays'ın bana haber verdiğine göre; kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e henüz yemek yiyecek yaşa gelmemiş bir oğlunu götürmüştü. Ubeydullah dedi ki: Um Kays'ın bana haber verdiğine göre o oğlu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kucağına işedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir su getirilmesini istedi, onu elbisesine serpti ve onu (bilinen) bir şekilde yıkamadı. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Sabî: Bazılarına göre süt emen çocuk demektir. Bazıları yeni doğan çocuğa hem sabi hemde velid ve tıfıl denildiğini söylerler. Cevherîye göre; sabî ile gulam mana itibarı ile müteradiftirler. Sabi'nin cem'i sıbyandır. Dara-Kutnî 'nin rivayetine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in kucağına bevl eden çocuk Abdullah b. Zübeyr'dir. Dare-Kutnî bu hadisi Haccac b. Ertad'dan rivayet etmiştir. Hadîsin devamında Hz. Aişe (Radıyallahu Anha) «Ben çocuğu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in kucağından Şiddetle çekip aldım. Bunun üzerine «O daha yemek yemeye başlamamıştır. Onun bevli zarar elmez.» buyurdular demektedir. Bazıları çocuğun Hz. Hasan bazılarıda Hz. Hüseyin (R.A.) olduğunu söylerler. Müslim'in Harmele tarikiyle Ubeydullah b. Abdillah 'tan tahriç ettiği Ümmü Kays hadîsinde bevleden çocuğun Ümmü Kays'ın oğlu olduğu tasrih edildiğine göre hadisenin müteaddid defalar vuku bulduğu anlaşılıyor. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) küçük çocuklara hayır ve bereket duasında bulunur. Başlarını mesh ederdi, Bereket: Hayırın sübutu ve çokluğudur. Tahnîk: Hurmayı çiğniyerek onunla çocuğun damağını ovmaktır. Bundan maksat yine teberrüktür. NEVEVİ ŞERHİ (660-665) : Bu babta (660) "Aişe (r.anha)'dan ... "; Diğer (661) rivayette: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e süt emen küçük bir çocuk getirildi. .. " Ummu Kays'ın (663) "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) henüz yemek yemeye başlamamış bir oğlunu getirdiğine dair" hadis; (664) rivayetinde "bir su getirilmesini istedi ve onu serpti" diğer (665) rivayette: "Suyu üzerine serpti ve orayı bir şekilde yıkamadı" buyurulmaktadır. "Sıbyfm:küçük çocuklar" sad harfinin kesreli okunması meşhur olan söyleyiştir. İbn Bureyd ötreli olarak subyan diye söylendiğini de nakletmektedir. "Onlara mübarek olmaları için dua ederdi." Yani onlara dua eder ve onların üzerlerini sıvazlardı. Bereketin asıl anlamı hayrın sabit olması ve çokluğudur. "Onları tahnik ederdi" sözü ile ilgili olarak dilbilginleri şöyle demektedir: Tahnik kuru hurma ya da ona benzer bir şeyi çiğnedikten sonra küçük çocuğun damağına ovalayarak çalmasıdır. Fiilin şeddesiz haneke ve şeddeli hanneke olarak telaffuzu meşhur iki söyleyiştir. Buradaki rivayet ise şeddelidir, iki söyleyişin daha meşhur olanıdır. "Süt emen çocuk" Henüz süt emen ve sütten kesilmemiş olan çocuk demektir. Babtaki Hadislerin İhtiva Ettiği Hükümler 1- Yeni doğmuş çocuğun tahnıki müstehaptır. 2- Salih ve fazilet sahibi kimseler ile teberrük caizdir. 3- Çocukları onlar için bereketle dua etmeleri maksadıyla fazilet sahibi kimselere taşıyıp götürmek müstehaptır. (3/194) Çocuğun yeni doğmuş olması ile doğumundan bir süre sonra götürülmesi arasında müstehaplık bakımından bir fark yoktur. 4- Küçük çocuklarla ve başkalarıyla güzel geçinmek, yumuşak davranmak, mütevazı ve şefkatli hareket etmek menduptur. 5- Bu babın maksadından anlaşıldığı üzere küçük çocuğun sidiği üzerine su serpmek yeterlidir. Küçük erkek çocuğu ile kız çocuğunun sidiğinin nasıl temizleneceği hususunda ilim adamlarının üç ayrı görüşü vardır. Aynı zamanda bunlar bizim mezhep alimlerimizin de üç görüşünü ifade eder. Sahih, meşhur ve tercih olunan görüşe göre küçük erkek çocuğun sidiği üzerine su serpmek yeterli olmakla birlikte kız çocuğun sidiği için bu yeterli değildir. Aksine onun da diğer necasetler gibi yıkanması zorunludur. İkinci görüş her ikisi için de su serpmek yeterlidir. Üçüncü görüş ise her ikisine de su serpmek yeterli değildir. Bu son iki şekli mezhep alimlerimizden et-Tetimme sahibi ve başkaları nakletmiş bulunmaktadır; ama bu iki görüş şaz ve zayıf görüşlerdir . Aralarında fark gözetileceğini söyleyenler arasında Ali b. Ebi Talib, Ata b. Ebi Rebah, Hasan-ı Basrı, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye, selef ve hadis ashabından bir topluluk ve Malik (r.a.)'ın mezhebine mensup ilim adamlarından İbn Vehb de vardır. Aynı zamanda bu görüş Ebu Hanife' den de rivayet edilmiştir. Her ikisinin de çişinin yıkanması gerektiğini söyleyenler arasında kendilerinden nakledilmiş meşhur rivayete göre Malik ve Ebu Hanife ile Kufeli alimler de bulunmaktadır. Şunu bilmek gerekir ki, buradaki görüş ayrılığı yalnızca küçük çocuğun üzerine çiş yaptığı şeyin temizlenme keyfiyeti ile ilgilidir. Onun çişinin necis olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Mezhebimize mensup bazı ilim adamları küçük çocuğun sidiğinin necis olduğu üzerinde icma bulunduğunu ve bu hususta Davud ez-Zahirl' den başka muhalefet edenin bulunmadığını nakledenler de vardır. Hattabı ve başkaları der ki: Küçük çocuğun çişi üzerine su serpmeyi caiz kabul edenler onun çişinin necis olmadığını kabul ettiklerinden dolayı değildir. Onun giderilmesinde yükümlülüğü n hafifletilmesi içindir. İşte doğrusu budur. Ebu'l-Hasan İbn Battal'ın sonra da Kadı lyaz'ın Şafii ve başkalarından küçük çocuğun çişi tahir olduğundan ötürü üzerine su serpilir diye yaptıkları nakil kesinlikle batıl bir nakildir. Burada sözü edilen su serpmenin gerçek mahiyetine gelince, bu hususta mezhep alimlerimizin farklı kanaatleri vardır. Şeyh Ebu Muhammed el-Cuveynı Kadı Hüseyn ve Beğavı'nin kanaatine göre bu çiş isabet eden şeyin diğer necasetler gibi üstünü n su ile kapatılması ile olur. Öyle ki sıkılacak olursa suyunun sıkılmaması gerekir. Görüşlerini şöyle açıklarlar: Bunun diğerinden farklılığı başkalarının iki görüşten birisine göre sıkılması şarttır ama bunda sıkma şartı ittifakla ön görülmemiştir. İmamu'l-Harameyn ve muhakkiklerin kanaatine göre su serpmek -diğer necasetlerde çokça kullanıldığı gibi- kullanılmayarak suyun akacak, gidip gelecek ve damlayacak dereceye ulaşmayacak şekilde kullanılması ve necasetin üstünün su ile kapatılması ile olur. Başka türlü necasetlerde kullanılan su miktarının ise suyunun kısmen akacak, döküldüğü yerden -sıkılması şart olmasa dahi- damlayacak kadar çok olması şarttır. Sahih ve tercih olunan görüş budur. Buna Aişe (r.anha)'nın: "Ona su serpti ama onu yıkamadı" sözü ile: "Üzerine su serpti" sözü delildir. Allah en iyi bilendir. Diğer taraftan su serpmek, küçük çocuk yalnızca süt emme ile yetindiği sürece sözkonusudur. Beslenecek şekilde yemek yemeye başlamış ise, o takdirde onun çişinin yıkanmasının gerektiğinde görüş ayrılığı yoktur. Allah en iyi bilendir

Kaynak

Sahîh-i Müslim, 2/133 (No: 667)

https://sunnah.com/muslim/2/133

Sahîh-i Müslim — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 204

Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ الرَّازِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ وَأَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ عُقَيْلٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَذَكَرَ النُّهْبَةَ وَلَمْ يَقُلْ ذَاتَ شَرَفٍ ‏.‏

Bana Muhammed b. Mihran er-Razi de tahdis edip dedi ki: Bana İsa b. Yunus haber verdi. Bize el-Evzai, ez-Zührl'den tahdis etti. O İbnu'l-Müseyyeb, Ebu Selemee ve Ebu Bekr b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam'dan, o Ebu Hureyre'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den, Ukayl'in ez-Zührl'den, onun Ebu Bekr b. Abdurrahman'dan, onun Ebu Hureyre'den diye rivayet ettiği hadisi aynen rivayet etti ve yağmayı sözkonusu etmekle birlikte "değerli" ibaresini söylemedi. Diğer tahric: İbnu'l-Müseyyeb ve Ebu Selemee'nin rivayet ettikleri hadisi Müslim yalnız başına rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13191, 15202. Ebu Bekr'in rivayet ettiği hadisin tahric bilgisi ise 200 ile aynı

Genel
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 212

Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْقُوبَ، مَوْلَى الْحُرَقَةِ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مِنْ عَلاَمَاتِ الْمُنَافِقِ ثَلاَثَةٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا ائْتُمِنَ خَانَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. İshak rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Ebî Meryem [Said b. el-Hakem b. Muhammed.] haber verdi. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. Dedi ki: Bana el-Huraka'nın azatlısı el-Ala b. Abdurrahman b. Yakub babasından haber verdi. O Ebu Hureyre' den şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şu üç husus münafığın alametlerindendir: Konuşursa yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, ona emanet bırakılırsa (ona) hainlik eder. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14091 A.DAVUDOĞLU

Aile
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 211

Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سُهَيْلٍ، نَافِعُ بْنُ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا ائْتُمِنَ خَانَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybü'bnü Saîd rivayet etti­ler; lafız Yahya'nındır. Dediler ki: Bize İsmail b. Ca'fer rivayet etti. Dedi ki: Bana Ebu Süheyl, Nafi b. Malik b. Ebî Amir'den o da babasından, o da Ebu Hüreyre'den naklen haber verdi ki, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Münafığın alametleri üçtür: Konuşursa yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, ona emanet verilirse (emanete) hainlik eder. " Diğer tahric: Buhari, 33, 2536, 2598, 5744; Tirmizi, 2631; Nesai, 5036; Tuhfetu'l-Eşraf, 14341 A.DAVUDOĞLU İZAHI İÇİN buraya tıklayın

Aile
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 208

Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رَفَعَهُ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزْنِي الزَّانِي ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ شُعْبَةَ ‏.‏

Bana Muhammed b. Rafi de tahdis etti. Bize Abdurrezzak tahdis etti. Bize Süfyan, A'meş'den bildirdi. O Zekvan'dan, o Ebu Hureyre'den hadisi merfu olarak rivayet etti ve: "Zina eden zina etmez" diyerek sonra da hadisi Şube'nin hadisi rivayet ettiği şekilde aynen zikretti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12383 NEVEVİ ŞERHİ (200-206): Bu bapta (200) "Zina eden zina ettiği zaman mümin olarak zina etmez ... " hadisi yer almaktadır. (204) öbür rivayette ise: "Sizden herhangi bir kimse ganimetten çalarken mümin olarak çalmaz." (205) diğer rivayette: "Tevbe etmek imkanı da vardır" buyurulmaktadır. Mümin Olarak Haram İşleyenin Durumu Bu hadis, ilim adamlarının anlamı hususunda ihtilaf ettikleri hadislerdendir. Muhakkiklerin söyledikleri sahih görüşe göre anlamı da şudur: Mümin bu gibi masiyetIeri imanı kamil olduğu halde işlemez. Bu hadis bir şeyin nefy edilmesi (yokluğu) maksadıyla kullanılmakla birlikte, onun kemalinin ve seçkin halinin nefyedilmesinin kastedildiği lafızlardandır. Nitekim faydalı olandan başka ilim yoktur, devenin dışında mal yoktur. Ahiret hayatı dışında yaşamak yoktur demek de bunun gibidir. Bizim sözünü ettiğimiz şekilde bu hadisi tevil edişimizin sebebi Ebu Zerr'in ve başkalarının rivayet ettikleri: "La ilahe illal/ah diyen cennete girer. Zina etse de, hırsızlık yapsa da" hadisi ile Ubade b. es-Samit (radıyaııahu anh)'ın sahih ve meşhur olan şu hadisidir: Ashab O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hırsızlık yapmamak, zina etmemek, emirlere karşı gelmemek (isyan etmemek) ... üzere bey' at ettiler. Allah Rasulü daha sonra kendilerine şöyle buyurdu: 'f\ranızdan bu bey'atine eksiksiz riayet edenin mükdfatını vermek Allah'a aittir. Ama kim bu yasaklardan herhangi birisini işleyip de dünyada cezalandırılacak olursa, o, o günahına kefaret olur. Kim bunlardan birisini yapmakla birlikte cezalandırılmayacak olursa, onun işi de yüce Allah'a kalır. Dilerse onu affeder, dilerse onu cezalandırır." İşte bu iki hadis ve sahihteki diğer benzerleri ile birlikte aziz ve celil Allah'ın da: "Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan başkasını da dilediğine bağışlar." (Nisa, 48) buyruğu ile birlikte bunların yanında hak ehlinin zina edenin de, hırsızlık yapanın, katilin ve şirkin dışında diğer büyük günah sahiplerinin bu sebeple kafir olmayacakları üzere iemaları da vardır. Aksine bunlar imanı eksik müminlerdir. Tövbe ederlerse (uhrevi) cezaları düşer. Şayet büyük günahları üzerinde ısrar ederek ölürlerse Allah'ın meşieti a1tındadırlar. Yüce Allah dilerse onları affedip, doğrudan onları cennete koyar, dilerse onları azaplandırdıktan sonra cennete koyar. İşte bütün bu deliller bizim bu hadisi ve benzerlerini tevil etmeye bizi mecbur etmektedir. Diğer taraftan bu tevil dilde gayet açık, uygun ve çokça kullanılan bir usuldür. Zahiren birbirleriyle çelişen iki hadis gelmiş ise bu iki hadisin bir arada telif edilmeleri gerekmektedir. İşte burada böyle iki hadis gelmiş bulunuyor. O halde bunların telifi kap eder, biz de bunları telif etmiş bulunuyoruz. Bazı ilim adamları bu hadisi şeriatta haram kılındığının delilinin varid olduğunu bilmekle birlikte onu helal kabul ederek bu işi yapan kimseler hakkında yorumlamışlardır. Hasan ve Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi dedi ki: Hadisin anlamı Allah'ın dostlarına ad olarak verilen ve övmek maksadıyla kullanılan mümin isminin ondan alınacağı ve bunun yerine yerilme anlamındaki bir ismi hak edeceği şeklindedir. (Mü'min yerine) hırsız, zani, günahkar ve fas ık denilir. İbn Abbas (radıyaııahu anh)' dan nakledildiğine göre kendisinden imanın nuru çekilip alınır. Bu hususta merfu bir hadis de bulunmaktadır. Mühelleb dedi ki: Yüce Allah'a itaat yolundaki basireti ondan alınır. ezZührı ise bu hadise ve benzerlerine iman edileceğine ve geldikleri gibi kabul edileceklerine anlamları hususunda dalınmaması gerektiğine ve bizim bunların anlamlarını bilemeyeceğimize kanaat getirmiş ve: Bu hadisleri sizden öncekiler nasıl geldikleri gibi kabul etmişlerse siz de öylece kabul ediniz, demiştir. Hadisin anlamı ile ilgili olarak sözünü ettiğim ve pek güçlü olmayan daha başka açıklamalar da yapılmıştır. Hatta bunların bir kısmı yanlıştır. Bu sebeple onları ele almadım. Hadisin tevili ile ilgili sözünü ettiğim bütün bu görüşler ihtimal dahilindedir ama hadisin anlamı ile ilgili olarak doğru olan ilk olarak aktardığımız açıklamadır. Allah en iyi bilendir. (200) Vehb'in: Bana Yunus, İbn Şihab' dan haber verdi. .. "Mümin olarak zina etmez" hadisi ile (daha sonra gelen) "İbn Şihab dedi ki: Bana Abdulmelik b. Ebu Bekr b. Abdurrahman'ın haber verdiğine göre ... " Bu sözlerinden açıkça anlaşılan "yağma yapmaz ... " sözleri peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözlerinden değildir. (2/42) Bu Ebu Hureyre (r.a.)'a mevkuf, ona ait bir sözüdür. Fakat bir başka rivayette ise bunun Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözünden olduğuna dair delil de gelmiş bulunmaktadır. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) bu hususta güzel açıklamaları bir araya getirerek şöyle demiştir: Ebu Nuaym, el-Muharrac ala Kitabi Müslim (rahimehullah) adlı eserinde Hemmam b. Münebbih yoluyla bu hadisi tahriç etmiştir. Onda: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki sizden biriniz bir yağma yapacak olursa ... " ifadesi yer almaktadır ki, bu da bu ibarenin açık bir şekilde Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' e ref edildiğini ortaya koymaktadır. İşaret edeceğimiz Buhari'nin rivayeti Ebu Nuaym'ın bu rivayetini gereksiz kılmamaktadır. Buhari bu hadisi Leys yoluyla Müslim'in kendisinden zikretmiş olduğu bu isnad ile rivayet etmiş olup, bu rivayette "yağma" "Rasfılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu" sözünden sonra araya "Ebu Hureyre onlarla birlikte bunu da katardı" ifadesini sokuşturmadan, doğrudan ona atfederek zikretmiş bulunmaktadır. Esasen Müslim (rahimehullah)'ın: "Sonra hadisi yağmayı sözkonusu ederek zikretti ama "değerli" ibaresini zikretmedi" sözünden kastı da budur. Yağma ile ilgili ifadelerin Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olduğuna delil getirirken bu kadarıyla yetinmemiştir. Çünkü bu rivayet hadisin ravilerinden birisinin sözü olarak müdrec olarak da sayılabilir. Bunun için de araya "Ebu Hureyre bunlarla birlikte ... de katardı" ifadesini koyarak rivayeti nakledenlerin sözlerini de delil gösterebilir. Ancak Ebu Nuaym'in rivayeti hakkında böyle bir ihtimal sözkonusu olmamaktadır. İşte bununla Ebu Bekr b. Abdurrahman'ın: "Ebu Hureyre onlarla birlikte ... de katardı" sözlerinin anlamının kendiliğinden değil de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' den rivayetle sürdürdüğü anlamındadır. Ebu Bekr'in bunu özellikle bu şekilde sözkonusu etmesi ise kendisinden başkalarının bunu rivayet ettiğine dair ona bilgi ulaşmasından dolayıdır. Bunun delili de Müslim (rahimehullah)'ın bu hadisi Yunus ve Ukayl'in İbn Şihab'dan, o Ebu Selemee'den diye (200 ve 201) rivayeti ile İbnu'l-Müseyyeb'in, Ebu Hureyre'den yağmayı sözkonusu etmeksizin rivayeti delil olmaktadır. Ayrıca Ukayl'in rivayetinde İbn Şihab'ın yağmayı Ebu Bekr b. Abdurrahman'ın kendisinden rivayetle zikrettiği gibi Yunus'un, Abdulmelik b. Ebu Bekr'den, onun Ebu Hureyre'den rivayetinde de bunu zikretmektedir. Böylelikle o bunu kendi oğlundan, o Ebu Hureyre' den işitmiş sonra da ondan bizzat işitmiş gibidir. Müslim (rahimehullah)'ın: "Ve hadisi nakletti. Yağmayı sözkonusu etmekle birlikte zikretti." Bu şekilde "zikretti" fiili zamir kullanmaksızın kaydedilmiştir. (2/43) Bu durumda ya onu kastetmekle birlikte hazfetmiştir denilir yahut "zikretmek" fiili meçhul (edilgen) bir fiil olarak halolmak üzere okunur. Yani hadisi yağmayı zikretmekle birlikte sözkonusu ederek anlattı, demek olur. Şeyh Ebu Amr İbnu's-Salah (rahimehullah)'ın sözleri burada sona ermektedir. Allah en iyi bilendir. "Zatu Şeref: Değerli" ibaresi bilinen rivayetteki şekliyle ve elden ele dolaşan meşhur asıllarda böyledir. Kadı Iyaz (rahimehullah) da Müslim'in bütün ravilerinden bunu böylece nakletmiştir. Pek değerli, değeri büyük anlamındadır. İnsanların başlarını kaldırarak (önemsedikleri için) kendisine bakıp göz diktikleri mal anlamında olduğu da söylenmiştir. Kadı Iyaz ve başkaları -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- dedi ki: Bunu İbrahim el-Harbi (şeref kelimesinde şın yerine) sin ile rivayet etmiştir. Şeyh Ebu Amr dedi ki: (2/44) Bazıları Müslim'in kitabında bunu böylece kaydetmiştir. Bu da pek değerli, değeri büyük demektir. Allah en iyi bilendir. Tövbe Zamanı ve Şartları "Bundan sonra tövbe imkanı da vardır" buyruğunun anlamı açıktır. İlim adamları (r.a.um) icma ile hadis-i şerifte geldiği gibi gargara hali (ruhun alınması esnasındaki hırıltı)ne gelinmedikçe tövbenin kabul edileceğini ifade etmişlerdir. Tövbenin üç temel şartı vardır. Masiyetten vazgeçmek, onu yaptığına pişman olmak ve bir daha ona dönmemeyi kesin olarak kararlaştırmak. Bir günahtan tövbe ettikten sonra tekrar o günaha dönecek olursa tövbesi geçersiz olmaz. Bir başka günah işlemekle birlikte bir günahtan tövbe edecek olursa o tövbesi de sahih olur. Hak ehlinin kanaati budur. Her iki meselede de Mutezile bu hususta farklı kanaattedir. Allah en iyi bilendir. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Bazı ilim adamları bu hadiste sözü edilen masiyetIerle bütün masiyet türlerine dikkat çekilip, onlardan sakındırdığına işaret etmişlerdir. Zina ile bütün şehevi isteklere dikkat çekmiş, hırsızlık ile dünyaya rağbet ve harama tutkuya, içki ile yüce Allah'ın yolundan alıkoyan ve onun haklarından gafil olmayı gerektiren her bir şeye, belirtilen şekilde yağma yapma ile yüce Allah'ın kullarını hafife alıp, onlara gereken değerin verilmesinin terk edilmesine, onlardan utamlmamasına, dünyalık her bir şeyin doğru olmayan yoldan elde edilmesine uzak kalınması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Allah en iyi bilendir. İsnad ile ilgili olarak söyleneceklere gelince, senette Harmele et-Tucibi, Ukayl, lbn Şihab'dan ve ed-Deraverdi de geçmektedir. ed-Deraverdi ile ilgili açıklamalar da "la ilahe illaIlah deyinceye kadar insanlarla savaşmanın emrediidiği" ile ilgili babda geçmiş bulunmaktadır. Doğruyu en iyi bilen şam yüce Allah'tır

Helal & Haram
Detay →