← Ana sayfaya dön
HadisNamazSahîh-i Müslim

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 451

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ نَاسًا قَالُوا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَلْ تُضَارُّونَ فِي الشَّمْسِ لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّكُمْ تَرَوْنَهُ كَذَلِكَ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ شَيْئًا فَلْيَتَّبِعْهُ ‏.‏ فَيَتَّبِعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الشَّمْسَ الشَّمْسَ وَيَتَّبِعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الْقَمَرَ الْقَمَرَ وَيَتَّبِعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الطَّوَاغِيتَ الطَّوَاغِيتَ وَتَبْقَى هَذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا مُنَافِقُوهَا فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ - تَبَارَكَ وَتَعَالَى - فِي صُورَةٍ غَيْرِ صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ ‏.‏ فَيَقُولُونَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا فَإِذَا جَاءَ رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ ‏.‏ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ تَعَالَى فِي صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ ‏.‏ فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا ‏.‏ فَيَتَّبِعُونَهُ وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُ وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ الرُّسُلُ وَدَعْوَى الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ ‏.‏ وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ هَلْ رَأَيْتُمُ السَّعْدَانَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَعْلَمُ مَا قَدْرُ عِظَمِهَا إِلاَّ اللَّهُ تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ فَمِنْهُمُ الْمُؤْمِنُ بَقِيَ بِعَمَلِهِ وَمِنْهُمُ الْمُجَازَى حَتَّى يُنَجَّى حَتَّى إِذَا فَرَغَ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَأَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ بِرَحْمَتِهِ مَنْ أَرَادَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ كَانَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا مِمَّنْ أَرَادَ اللَّهُ تَعَالَى أَنْ يَرْحَمَهُ مِمَّنْ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏.‏ فَيَعْرِفُونَهُمْ فِي النَّارِ يَعْرِفُونَهُمْ بِأَثَرِ السُّجُودِ تَأْكُلُ النَّارُ مِنِ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ أَثَرَ السُّجُودِ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ أَثَرَ السُّجُودِ ‏.‏ فَيُخْرَجُونَ مِنَ النَّارِ وَقَدِ امْتَحَشُوا فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءُ الْحَيَاةِ فَيَنْبُتُونَ مِنْهُ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ ثُمَّ يَفْرُغُ اللَّهُ تَعَالَى مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَيَبْقَى رَجُلٌ مُقْبِلٌ بِوَجْهِهِ عَلَى النَّارِ وَهُوَ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ اصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ فَإِنَّهُ قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا فَيَدْعُو اللَّهَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدْعُوَهُ ثُمَّ يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى هَلْ عَسَيْتَ إِنْ فَعَلْتُ ذَلِكَ بِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ ‏.‏ فَيَقُولُ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ ‏.‏ وَيُعْطِي رَبَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ مَا شَاءَ اللَّهُ فَيَصْرِفُ اللَّهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ فَإِذَا أَقْبَلَ عَلَى الْجَنَّةِ وَرَآهَا سَكَتَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ قَدِّمْنِي إِلَى بَابِ الْجَنَّةِ ‏.‏ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَيْسَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ لاَ تَسْأَلُنِي غَيْرَ الَّذِي أَعْطَيْتُكَ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ ‏.‏ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ وَيَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَقُولَ لَهُ فَهَلْ عَسَيْتَ إِنْ أَعْطَيْتُكَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ ‏.‏ فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ ‏.‏ فَيُعطِي رَبَّهُ مَا شَاءَ اللَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ فَيُقَدِّمُهُ إِلَى بَابِ الْجَنَّةِ فَإِذَا قَامَ عَلَى بَابِ الْجَنَّةِ انْفَهَقَتْ لَهُ الْجَنَّةُ فَرَأَى مَا فِيهَا مِنَ الْخَيْرِ وَالسُّرُورِ فَيَسْكُتُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ ‏.‏ فَيَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لَهُ أَلَيْسَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَ مَا أُعْطِيتَ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ ‏.‏ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ لاَ أَكُونُ أَشْقَى خَلْقِكَ ‏.‏ فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَضْحَكَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى مِنْهُ فَإِذَا ضَحِكَ اللَّهُ مِنْهُ قَالَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ ‏.‏ فَإِذَا دَخَلَهَا قَالَ اللَّهُ لَهُ تَمَنَّهْ ‏.‏ فَيَسْأَلُ رَبَّهُ وَيَتَمَنَّى حَتَّى إِنَّ اللَّهَ لَيُذَكِّرُهُ مِنْ كَذَا وَكَذَا حَتَّى إِذَا انْقَطَعَتْ بِهِ الأَمَانِيُّ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ وَأَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ لاَ يَرُدُّ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِهِ شَيْئًا ‏.‏ حَتَّى إِذَا حَدَّثَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَّ اللَّهَ قَالَ لِذَلِكَ الرَّجُلِ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ مَعَهُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا حَفِظْتُ إِلاَّ قَوْلَهُ ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَشْهَدُ أَنِّي حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْلَهُ ذَلِكَ لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَذَلِكَ الرَّجُلُ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ ‏.‏

Tercüme

Bana Zuheyr b. Harb haber verdi. Bize Yakub b. İbrahim tahdis etti. Bize babam İbn Şihab'dan tahdis etti. O Ata b. Yezid Leysi'den, o Ebu Hureyre'den kendisine haber verdiğine göre bazı kimseler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem}'e: Ey Allah'ın Resulü, kıyamet gününde Rabbimizi görür müyüz, dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Dolunayı görmek için birbirinizle itişir, kakışır, birbirinize zarar verir misiniz?" Onlar: Hayır, ey Allah'ın Resulü, dediler. Bu sefer Allah Resulü: "Ya önünde hiçbir bulut yokken güneşi görmek için birbirinizle itişir, kakışır, birbirinize zarar verir misiniz" buyurdu. Onlar: Hayır, ey Allah'ın Resulü dediler. Allah Resulü şöyle devam etti: "Şüphesiz siz de onu böyle göreceksiniz. Allah kıyamet gününde (bütün) insanları toplayıp, bir araya getirerek şöyle buyuracak: Kim (dünyada iken Allah'tan başka) herhangi bir şeye ibadet ediyorsa onun arkasından gitsin. (Dünyada iken) güneşe ibadet eden güneşin arkasından gidecek, aya ibadet eden ayın arkasından gidecek, tağutlara ibadet eden tağutların peşinden gidecek. Geriye aralarında münafıkları da olduğu halde bu ümmet kalacak. Allah Tebareke ve Teala onlara kendisini tanıdıkları suretten başka bir surette gelerek: Ben sizin Rabbinizim diyecek. Onlar: Senden Allah'a sığınırız. Biz Rabbimiz yanımıza gelinceye kadar buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelirse biz onu tanırız diyecekler. Sonra yüce Allah kendilerine onu tanıyacakları bir surette gelecek, ben Rabbinizim diyecek, onlar da: Evet, sen Rabbimizsin diyecekler ve onun arkasından gidecekler. Cehennemin üzerine Sırat kurulacak. İlk olarak ümmetimle ben geçeceğim. O gün Resullerden başka kimse konuşmayacak. O gün Resullerin duası ise: Allah'ım selamet ver, selamet ver demekten ibaret olacak. Cehennemde de sa'dan dikeni gibi kanca/ar bulunacak. Siz sa'dan'ı gördünüz mü?" Ashab: Evet, ey Allah'ın Resulü dediler. Şöyle devam etti: "İşte o kancalar sa'dan dikeni gibidirler. Şu kadar var ki, onların ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. İnsanları amelleri sebebiyle kapip alırlar. Kimisi ameli sebebiyle helak olur, kimileri de kurtarılıncaya kadar ceza görür. Nihayet Allah kullar arasında hüküm verme işini bitirince, rahmetiyle de dilediği cehennemlikleri çıkarmayı murad edince meleklere:Cehennem ateşinden Ia ilahe illailah diyenler arasından yüce Allah'ın rahmet ihsan etmeyi murad ettiği kimselerden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamış kimseleri çıkartmalarını emreder. Melekler bunları cehennem içinde oldukları halde tanırlar. Onları secde izlerinden tanırlar. Çünkü cehennem ateşi Ademoğlunun secdenin izi dışındaki yerlerini yer. Allah cehennem ateşine secdenin izlerini yemeyi haram kılmıştır. İşte bunlar cehennem ateşinden iyice yanmış oldukları halde çıkartılırlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür, sel'in taşıdıkları arasında yabani bir tohumun bitip yeşerdiği gibi onlar da bitecekler. Sonra yüce Allah kullar arasındaki hüküm işini bitirir. Geriye yüzü ateşe dönük bir adam kalır. Bu kişi ise cennet ehli arasında cennete en son girecek kişidir. O: Rabbim, yüzümü cehennem ateşinden başka tarafa çevir. Çünkü onun kokusu beni helak etti, alevi beni yaktı, der ve Allah'a -Allah kendisine dua etmeyi dilediği kadar- dua eder. Sonra Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurur: Sana bu istediğini verirsem acaba daha başka bir şey isteyecek misin? O: Senden bundan başka bir şey istemeyeceğim der ve Rabbime Allah'ın dilediği ahitler verir, yeminler eder. Allah da yüzünü cehennemden başka tarafa çevirir. Cennete dönüp cenneti görünce, Allah'ın dilediği kadar bir süre suskun kalır sonra: Rabbim beni cennetin kapısına yaklaştır der. Allah ona: Sana verdiğimden başka benden bir şey istemeyeceğine dair bana ahitler verip, yeminler etmemiş miydin? Vay sana Ademoğlu, ne kadar da sözünde durmazsın, buyurur. O kişi: Rabbim der ve yüce Allah'a dua eder. Nihayet ona: Ben sana bunu verecek olursam benden başka bir şey istemeyecek misin buyurur. o, hayır izzetin hakkı için yemin ederim deyip, Rabbine Allah'ın dilediği kadar türlü ahitler ve yeminler eder. Bunun üzerine Rabbi onu cennetin kapısına kadar götürür. Cennetin kapısına dikilince cennet onun önüne açılır, içindeki hayırları ve sevinci görür. Allah'ın dilediği kadar susar sonra: Rabbim beni cennete koy der. Allah Tebareke ve Teala ona: Sana verdiğimden başka benden bir şey istemeyeceğine dair türlü ahitler vermemiş, yeminler etmemiş miydin? Yazık sana ey Ademoğlu, ne kadar da sözünde durmayan birisisin, buyurur. o kişi: Rabbim yarattıklarının en bedbahtı olmayayım, der ve Allah'a o kadar dua eder ki, nihayet Allah Tebareke ve Tedld ona gülecek ve: Cennete gir buyuracak, cennete girdikten sonra yüce Allah ona: Temenni et diyecek, o da Rabbinden dileklerde bulunup, temenniler edecek. Nihayet Allah ona şundan şundan da (iste) diye hatırlatacak. Bütün istek ve temennileri sona erince yüce Allah: Bütün bunlar ve onlarla birlikte bir o kadarı da senindir, buyuracak. " Ata b. Yezid dedi ki: (Bu hadisi rivayet ederken) Ebu Hureyre ile birlikte Ebu Said el-Hudri de vardı ve rivayet ettiği hadisinden hiçbir şeyini reddetmedi. Nihayet Ebu Hureyre: ''Allah da o adama: Bir o kadarı daha senindir" deyince, Ebu Said: Ey Ebu Hureyre, onunla birlikte on misli daha (senindir), dedi. Ebu Hureyre bu sefer: Ben benim bellediğim, bu istediklerin ve bir o kadarı daha senindir sözünden ibarettir, dedi. Ebu Said de: Ben de şahadet ederim ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bu ve bununla birlikte on misli daha senindir" buyruğunu belledim, dedi. Ebu Hureyre dedi ki: İşte o adam cennetlikler arasında cennete en son girecek kişidir. Diğer tahric: Buhari, 7437, 6573; Nesai, 1139 -muhtasar-; Tuhfetu'l-Eşraf

Kaynak

Sahîh-i Müslim, 1/356 (No: 451)

https://sunnah.com/muslim/1/356

Sahîh-i Müslim — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2974

Hadis
وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ مُطَرِّفٍ، قَالَ قَالَ لِي عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ أُحَدِّثُكَ حَدِيثًا عَسَى اللَّهُ أَنْ يَنْفَعَكَ بِهِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَمَعَ بَيْنَ حَجَّةٍ وَعُمْرَةٍ ثُمَّ لَمْ يَنْهَ عَنْهُ حَتَّى مَاتَ وَلَمْ يَنْزِلْ فِيهِ قُرْآنٌ يُحَرِّمُهُ وَقَدْ كَانَ يُسَلَّمُ عَلَىَّ حَتَّى اكْتَوَيْتُ فَتُرِكْتُ ثُمَّ تَرَكْتُ الْكَىَّ فَعَادَ ‏.‏

Bana Ubeydullah b,. Muâz rivayet etti; (Dediki): Bize babam rivayet etli. (Dediki): Bize Şu'be, Humeyd b. Hilâl'den, o da Mutarrifden naklen rivayet eyledi. (Demiş ki): Bana, îmrânu'bnü Husayn şunu söyledi: «Sana, öyle bir hadîs rivayet edeceğim ki Allah'ın, onunla seni faydalandırması ümid olunur. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) haccla Umrenin arasını cem etmiştir. Sonra vefatına kadar bundan nehy buyurmamış, bunu haram kılan bir Kur'ân ayeti dahî inmemiştir. (Bir zamanlar) bana selam verenler olurdu. Nihayet ben dağla (nmak suretiyle tedaviye kalkış) ınca selâm kesildi. Sonra dağlanmayı bıraktım, selam verme işi yine avdet etti.»

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2982

Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ، خَالِدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - قَالَ تَمَتَّعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ وَأَهْدَى فَسَاقَ مَعَهُ الْهَدْىَ مِنْ ذِي الْحُلَيْفَةِ وَبَدَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَهَلَّ بِالْعُمْرَةِ ثُمَّ أَهَلَّ بِالْحَجِّ وَتَمَتَّعَ النَّاسُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَكَانَ مِنَ النَّاسِ مَنْ أَهْدَى فَسَاقَ الْهَدْىَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ يُهْدِ فَلَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ قَالَ لِلنَّاسِ ‏ "‏ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ أَهْدَى فَإِنَّهُ لاَ يَحِلُّ مِنْ شَىْءٍ حَرُمَ مِنْهُ حَتَّى يَقْضِيَ حَجَّهُ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ مِنْكُمْ أَهْدَى فَلْيَطُفْ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ وَلْيُقَصِّرْ وَلْيَحْلِلْ ثُمَّ لْيُهِلَّ بِالْحَجِّ وَلْيُهْدِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ هَدْيًا فَلْيَصُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةً إِذَا رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ ‏"‏ ‏.‏ وَطَافَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَدِمَ مَكَّةَ فَاسْتَلَمَ الرُّكْنَ أَوَّلَ شَىْءٍ ثُمَّ خَبَّ ثَلاَثَةَ أَطْوَافٍ مِنَ السَّبْعِ وَمَشَى أَرْبَعَةَ أَطْوَافٍ ثُمَّ رَكَعَ - حِينَ قَضَى طَوَافَهُ بِالْبَيْتِ عِنْدَ الْمَقَامِ - رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ سَلَّمَ فَانْصَرَفَ فَأَتَى الصَّفَا فَطَافَ بِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ سَبْعَةَ أَطْوَافٍ ثُمَّ لَمْ يَحْلِلْ مِنْ شَىْءٍ حَرُمَ مِنْهُ حَتَّى قَضَى حَجَّهُ وَنَحَرَ هَدْيَهُ يَوْمَ النَّحْرِ وَأَفَاضَ فَطَافَ بِالْبَيْتِ ثُمَّ حَلَّ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ حَرُمَ مِنْهُ وَفَعَلَ مِثْلَ مَا فَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ أَهْدَى وَسَاقَ الْهَدْىَ مِنَ النَّاسِ ‏.‏

Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Ukayl b. Hâlid, İbni Şihâb'dan, o da Salim b. AbdiIlâh'dan naklen rivayet etti ki, Abdullah b. Ömer şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Veda' haccında Umre ile hacca temettu' yaptı ve hedy kurbanı kestik Hedyi Zü'l-Huleyfe'den beraberinde götürdü. İşe Umreden başlayarak (evvelâ) Umreye, sonra da hacca telbiye getirdi. Halk da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile biriikde umre ile hacca temettu' yaptılar. Halk'dan bazıları hedy kurbanı almış; ve göndermiş; bâzıları da almamıştı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye varınca halka (hitaben): «Sizden her kim hedy kurbanı getirdi ise o kimse haccını edâ edinceye kadar kendisine haram olan hiç bir şeyden hılle çıkamaz. Sizden kim hedy getirmedi ise hemen Beyti ve Safa ile Merve'yi tavaf etsin ve saçını kısaltarak ihramdan çıksın! Bilâhare» hacca telbiye getirerek kurban kessin! Hedy kurbanı bulamayan hacc esnasında üç, ailesi nezdine döndüğü zaman da yedi gön oruç tutsun» buyurdu . Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye vardığında tavaf yaptı; ve ilk işi rüknü istilam oldu. Sonra yedi tavafın üçünde ramel ile, dördünü ise (âdi yürüyüşle) yürüdü. Sonrasında Beyti tavafını bitirince Makam-ı İbrahim (Aleyhisselâm)'in yanında iki rek'at namaz kıldı. Sonra selâm vererek namazdan çıktı ve Safâ'ya giderek Sofa ile Merve arasında yedi tavaf yaptı. Sonra kendisine haram olan hiç bir şeyden haccını bitirinceye kadar hılle çıkmadı. Bayram günü hedyini boğazladı; ve ifâzasını yaptı. Beyti iavâf etti. Ondan sonra, kendisine haram olan her şeyden hılle çıktı. Halkdan hedy götürenler de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yaptığı gibi yaptılar.» İzah için buraya tıklayın

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2985

Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ حَفْصَةَ، - رضى الله عنهم - قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا لَكَ لَمْ تَحِلَّ بِنَحْوِهِ ‏.‏

{…} Bize, bu hadîsi İbni Numeyr de rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Mahled, Mâlik'den, o da Nâfİ'den, o da İbni Ömer'den, o da Hafsa (Radiyallahu anha)'dan naklen rivayet eti. Şöyle demiş: «Yâ Resûlallah! Sen, neden hille çatmıyorsun? dedim.» ve yukarki hadîs gibi rivayette bulunmuş

Genel
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2969

Hadis
وَحَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنِ الْفَزَارِيِّ، - قَالَ سَعِيدٌ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، - أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ غُنَيْمِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَأَلْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ - رضى الله عنه - عَنِ الْمُتْعَةِ، فَقَالَ فَعَلْنَاهَا وَهَذَا يَوْمَئِذٍ كَافِرٌ بِالْعُرُشِ ‏.‏ يَعْنِي بُيُوتَ مَكَّةَ ‏.‏

Bize, Saîd b. Mansûr ile İbni Ebî Ömer bep birden Fezârî'den rivayet ettiler. Saîd (Dediki): Biae Mervân b. Muâviye rivayet etti. (Dediki): Bize Süleymân-i Teymî, Guneym b. Kays'dan naklen baber verdi. Guneym şöyle demiş: «Sa'dü'bnü Ebî Vakkas (Radiyallahu anh)'a mut'ayı sordum da: — Biz, onu ysptık; dedi. Ve Mekke'nin evlerini kastederek : — Bu, o gün Uruş'ta kafîr olarak bulunuyordu! dedi.»

Hac & Umre
Detay →