← Ana sayfaya dön
HadisNamazSahîh-i Müslim

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 100

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ جَمِيلِ بْنِ طَرِيفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، - فِيمَا قُرِئَ عَلَيْهِ - عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرُ الرَّأْسِ نَسْمَعُ دَوِيَّ صَوْتِهِ وَلاَ نَفْقَهُ مَا يَقُولُ حَتَّى دَنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُنَّ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏.‏ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ وَصِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُ فَقَالَ ‏"‏ لاَ ‏.‏ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ ‏"‏ ‏.‏ وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الزَّكَاةَ فَقَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا قَالَ ‏"‏ لاَ ‏.‏ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ ‏"‏ قَالَ فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا وَلاَ أَنْقُصُ مِنْهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ ‏"‏ ‏.‏

Tercüme

Bize Kuteybe b. Said b. Cemil b. Tarif b. Abdullah es-Sekafi, Malik b. Enes'ten -ona okunan rivayetler arasında- tahdis etti. O Ebu Suheyl'den, o babasından rivayet ettiğine göre babası Talha b. Ubeydullah'ı şöyle derken dinlemiştir: Necd ehlinden saçı darmadağın bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna geldi. Biz onun sesinin yankılanmasını duyuyor fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yaklaştı. Meğer İslam hakkında soru soruyormuş. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gece ile gündüzde beş vakit namaz" buyurdu. Adam: Bunlardan başka bir sorumluluğum var mı, dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, kendiliğinden nafile kılarsan başka. Bir de ramazan ayı orucunu tutmak." buyurdu. Adam: Ondan başka bir yükümlülüğüm var mı, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, nafile tutmak istemen başka" buyurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona zekatı da söyledi. Adam: Zekatın dışında bir yükümlülüğüm var mı, dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, nafile tasadduk etmen başka" buyurdu. Adam arkasını dönüp giderken: Allah'a yemin ederim ki buna ne bir şey katar, ne de ondan bir şey eksiltirim, diyordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'de: "Eğer (sözünde) doğru çıkarsa felah bulur" buyurdu.436 Diğer tahric: Buhari, 46, 2678, 1891,6956;Ebu Davud,391,392,3252;Nesai,457,2089,5043; Tuhfetu'l-Eşraf, 5009 AHMED DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI İÇİN BURAYA TIKLAYIN NEVEVİ ŞERHİ: "Kuteybe b. Said es-Sekafi" hakkında görüş aynlığı vardır. Kuteybe onun adıdır denildiği gibi, Kuteybe bir lakaptır, adı Ali' dir de denilmiştir. Bunu Ebu Abdullah b. Mende söylemiştir. Adının Yahya olduğunu da İbn Adiyy ifade etmiştir. "es-Sekafi" nispetine gelince, o Sakiflilerin azatlısıdır. Denildiğine göre dedesi Cemil el-Haccac b. Yusuf es-Sekafı'nin azatlısı idi. Bu hadisin senedinde "Ebu Suheyl babasından" diye rivayet ettiği de belirtilmektedir. Ebu Suheyl'in adı Nafi b. Malik b. Ebu Amir el-Asbahi'dir. Nafi ise İmam Malik b. Enes'in amcasıdır, tabiindendir, Enes b. Malik (radıyallahu anh)'dan hadis dinlemiştir. "Saçı dağınık, NecidIilerden bir adam" Saçı dağınık anlamındaki lafız adamın sıfab olarak merfu okunur, hal olarak nasbının caiz olduğu da söylenmıştir. Saçının dağımk olması ise saçının yatık değil, kabarık olduğu anlamındadır. "Sesinin yankılanmasını duyuyor fakat ne söylediğini anlamıyorduk" ibaresi duyuyor ve (olumsuzluk la'sı bulunmaksızın) ne dediğini anlıyorduk şeklinde her ikisinde de (birinci çoğul şahıs kipi olarak) nun harfi ile rivayet edildiği gibi ye harfi her ikisinde de ötreli olarak (edilgen kip duyuluyor, anlaşılıyor anlamında) diye de rivayet edilmiş ise de birincisi daha meşhur, daha çok ve daha fazla tanınan bir rivayettir. Sesinin yankılanması ise havada uzaktan gelmesi demektir. Bu da anlaşılamayan fakat yüksek olan ses demektir. "Üzerimde başka bir yükümlülük var mı? Hayır, nafile olarak yapman müstesna" ibaresinde "(....): Nafile yapman" lafzı tı harfi iki te' den birisinin tı harfinde idgam edilmesi suretiyle şeddeli olur. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Bunun şeddeli olma ihtimali de vardır, bir te'nin hazfedilmesi suretiyle şeddesiz olma ihtimali de vardır. (11166) Bizim mezhep alimlerimiz ve daha başka ilim adamları da der ki: Resulullah (sallallahu a1eyhi ve sellem)'in: "Hayır, nafile yapman müstesna" buyruğu munkatı bir istisnadır. Yani senin nafile kılman da senin için müstehaptır. Bazı ilim adamları ise bunu muttasıl bir istisna kabul etmişlerdir. Buna da nafile bir namaza yahut oruca başlayan bir kimsenin onu tamamlamasının vacip oluşunu delil göstermişlerdir. Ancak bizim mezhebimizde kabul edilen görüş tamamlamak müstehap olmakla birlikte vacip olmadığıdır. Allah en iyi bilendir. "Adam arkasını dönüp giderken: Allah'a yemin olsun ki ne bundan fazlasını yaparım, ne eksiğini diyordu. Resulullah {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: "Söylediğine sadakat gösterirse iflah olur" buyurdu. Yapılan bir açıklamaya göre buradaki iflah olmak özelolarak eksik yapmayacağım anlamındaki sözü ile alakalıdır ama daha kuwetli görülen bütün sözleriyle alakalı olduğudur. Yani eğer fazla yapmaz, eksik de yapmazsa iflah olur çünkü o sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Sorumluluğunu yerine getiren de iflah eden birisi olur ama bu fazlasını yaparsa iflah eden birisi olmayacağı anlamına gelmez çünkü bunun böyle olduğu zorunlu olarak bilinen bir husustur. Zira farz olanı yerine getirmekle iflah olursa, farz ve mendub olanlarla birlikte iflah olması öncelikle sözkonusudur. Eğer: Nasılolur da fazlasını yapmam, dedi. Halbuki bu hadiste bütün farzlar şer'i yasaklar, mendub sünnetlerin tamamı zikredilmemiştir denilecek olursa şu şekilde cevap verilir: Buhari'deki rivayette bu hadisin sonunda maksada açıklık getiren bir fazlalık yer almıştır. O da şöyledir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona İslam'ın şer'i hükümlerini haber verdi. Adam arkasını dönerken: Allah'a yemin olsun ki yüce Allah'ın bana farz kıldıklarına ne bir şey eklerim, ne de bir şey eksiltirim, diyordu." O halde "İslam'ın şer'i hükümleri" tabirinin genelolması ve o kişinin "Allah'ın bana farz kıldıkları" sözü ile farzlar hususunda açıklanmasında zor bir taraf kalmamaktadır. Nafilelere gelince, bir görüşe göre bunun nafilelerin teşri edilmesinden önce olma ihtimali vardır. Bir diğer açıklamaya göre o: Ben şeklini ve niteliğini değiştirmek suretiyle farzda herhangi bir fazlalık yapmayacağım, demek istemiş olması ihtimali de vardır. Mesela, öğle namazını beş rekat olarak kılmayacağım demesi gibi. Bu oldukça zayıf bir tevildir. Bir diğer ihtimale göre farzları hiçbir şekilde ihlal etmemekle birlikte, nafile kılmayacağını söylemek istemiştir. Şüphesiz böyle bir kimse iflah olan birisidir. Sünnetleri sürekli ve ısrarla terk etmesi yerilen bir iş, bundan dolayı şahitliği reddedilse bile böyle bir kişi isyankar sayılmaz. Aksine bu (farzlara riayet şartıyla) iflah olan ve kurtulan birisidir. Allah en iyi bilendir. Bilindiği gibi bu hadiste hacdan söz edilmediği gibi, Cibril hadisinin Ebu Hureyre' den gelen rivayetinde de hac sözkonusu edilmemiştir. Yine bu hadisler arasında bunun dışındakilerin bir kısmında oruçtan da söz edilmemiş, kimisinde zekat sözkonusu edilmemiş (1/167), kimisinde akrabalık bağını gözetmekten söz edilmemiş, bazısında ganimetlerin beşte birinin ödenmesinden söz edilmemiş, bazılarında da iman sözkonusu edilmemiştir. Buna göre bu hadislerde imanın hasletlerinin sayısı farklılık göstermiştir. Kiminde fazla, kiminde eksik, kiminde zikredilirken, kiminde edilmemiştir. Kadı Iyaz ve başkaları -Allah'ın rahmeti onlara olsun- buna bir şekilde cevap vermiş bulunmaktadır/ar. Bu cevabı Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) özetleyip, güzel bir şekilde düzenleyerek şunları söylemiştir: Bu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den kaynaklanan bir farklılık değildir. Aksine bu hıfz ve zapt bakımından ravilerin farklı oluşundan ileri gelmektedir. Kimisi sadece hıfz ettiği ile kalarak onu rivayet etmiş, başkasının fazladan zikrettiğine olumlu ya da olumsuz olarak karışmamıştır. Her ne kadar onun bu kadarını rivayet etmekle yetinmesi, söylediğinin hadisin tamamı olduğu izlenimini verse dahi onun dışında sika ravilerin naklettikleriyle hadisin tamamının ondan ibaret olmadığı, onun sadece o kadarıyla yetinmesinin tamamını hıfz etmekteki kusurundan ileri geldiği ortaya çıkmış bulunmaktadır. Nitekim biraz sonra gelecek en-Numan b. Kavkal'ın rivayet ettiği hadise de bakacak olursak imanın hasletlerinin fazlalık ve eksiklik bakımından rivayetlerde farklılık olduğunu göreceğiz. Halbuki hepsini rivayet eden kişi aynı şahıstır ve mesele de aynı meseledir. Sözkonusu ravi ise Cabir b. Abdullah (radıyallahu anh)'dır. Diğer taraftan bu husus bunların hepsinin sahihte kaydedilmesine engel değildir. Çünkü sika ravinin ziyadesi meselesinde öğrendiğimiz gibi biz bu fazlalığı kabul ediyoruz. Şeyh İbnu's-Salah'ın ifadeleri burada sona ermektedir. Bu da gerçekten güzel bir açıklamadır. Allah en iyi bilendir. Bu Hadisten Çıkartılacak Hükümlere Gelince 1- Diğer hadislerde mutlak olarak sözkonusu edilmiş olan, İslam'ın rükünlerinden birisi olan namazdan kastın, beş vakit namaz olduğu ve mükellef olan kimseler üzerinde bir yükümlülük olduğu bu hadisten anlaşılmaktadır. Bizim "mükellef olan kimseler" tabirimiz ay hali ve loğusa olan hanımları dışarıda tutmak içindir. Çünkü bu hanımlar fıkıh kitaplarında sözkonusu edildiği gibi namaz ve namaz gibi değerlendirilen hükümler dışında şerialın bütün hükümleriyle mükelleftirler. 2- Gece namazının farz oluşu ümmet hakkında nesh edilmiştir. Bu hususta icma vardır. Rasulullah (s.a.v.) hakkında nesh olduğu meselesinde ise Şafii (rahimehulIah)'dan farklı görüşler gelmiş olmakla birlikte daha sahih olan nesh olduğudur. 3- Vitr namazı farz değildir, bayram namazı da aynı şekilde farz değildir. Büyük çoğunluğun kanaati budur. Ebu Hanife (rahimehulIah) ile bir kesim vitrin vacip olduğu kanaatinde olduğu gibi, Şafii mezhebi alimlerinden Ebu Said el-İstahri de bayram namazının farz-ı kifaye olduğu kanaatindedir. 4- Ramazan dışında aşura günü orucu da, başka bir günün orucu da farz değildir. Bu da üzerinde icma bulunan bir husustur. Ramazan orucu farz kılınmadan önce aşura orucunu tutmak farz mı idi yoksa onun tutulması emri mendubluk mu ifade ediyordu. İlim adamları bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Bu iki kanaat aynı zamanda Şafii mezhebi alimlerinin iki ayrı görüşüdür. Bunların daha güçlü olanları ise vacip olmadığıdır. İkincisi ise vacip olduğudur. Ebu Hanife (rahimehulIah) da böyle demiştir. 5- Nisab miktarı mala sahip olan bir kimse üzerinde zekalın dışında malda bir hak yoktur. Hadiste bundan başka hükümler de vardır. Allah en iyi bilendir

Kaynak

Sahîh-i Müslim, 1/8 (No: 100)

https://sunnah.com/muslim/1/8

Sahîh-i Müslim — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 3079

Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَ قُلْتُ لَهَا إِنِّي لأَظُنُّ رَجُلاً لَوْ لَمْ يَطُفْ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ مَا ضَرَّهُ ‏.‏ قَالَتْ لِمَ قُلْتُ لأَنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ ‏{‏ إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏ فَقَالَتْ مَا أَتَمَّ اللَّهُ حَجَّ امْرِئٍ وَلاَ عُمْرَتَهُ لَمْ يَطُفْ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ وَلَوْ كَانَ كَمَا تَقُولُ لَكَانَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا ‏.‏ وَهَلْ تَدْرِي فِيمَا كَانَ ذَاكَ إِنَّمَا كَانَ ذَاكَ أَنَّ الأَنْصَارَ كَانُوا يُهِلُّونَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لِصَنَمَيْنِ عَلَى شَطِّ الْبَحْرِ يُقَالُ لَهُمَا إِسَافٌ وَنَائِلَةٌ ‏.‏ ثُمَّ يَجِيئُونَ فَيَطُوفُونَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ يَحْلِقُونَ ‏.‏ فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ كَرِهُوا أَنْ يَطُوفُوا بَيْنَهُمَا لِلَّذِي كَانُوا يَصْنَعُونَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ قَالَتْ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ‏ {‏ إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ‏}‏ إِلَى آخِرِهَا - قَالَتْ - فَطَافُوا ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muaviye, Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Urve şöyle demiş: Âişe'ye: — Ben öyle zannediyorumki bir adam Safa ile Merve arasında sa'y yapmasa, zarar etmez! dedim. Aişe; — Niçin? diye sordu. — Çünkü Allah Teâlâ: (Şüphesiz ki Safa İle Merve Allah'ın şeâirindendir ilâ ahir..) [ Bakara 158 ] buyuruyor; dedim. Bunun üzerine Aişe (Radiyallahu anha) şunu söyledi: — Allah Safa ile Merve arasında sa'y yapmayan bir kimsenin haccını da umresini de tamam kabul etmez. Eğer mes'ele senin dediğin gibi olsaydı âyet-i kerime (Onların arasında sa'y yapmaması, ona zarar etmez!) şeklinde olurdu. Sen, bu âyetin ne hususta nazil olduğunu bilirmisin? Ayet-i kerîme şu hususta nazil olmuştur: Câhiliyet devrinde Ensâr deniz kenarında bulunan iki put için telbiye getirirlerdi. Bunlara îsâf ve Naile denilirdi. Sonra (Mekke'ye) gelerek Safa ile Merve arasında sa'y yaparlar, bilâhare traş olurlardı. İslâmiyet gelince câhiliyet devrinde bakarak Safa ile Merve arasında sa'y yapmaktan çekindiler. Bu sebeple Allah (Azze ve Celle) (Şüphesiz kii Safa ile Merve, Allah'ın şeâirindendir.) âyet-l kerîmesini sonuna kadar inzal buyurdu. Bir daha Ensâr da tavaf ettiler.»

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Zakat — Hadis No: 2454

Hadis
وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ بَيْنَ أَرْبَعَةِ نَفَرٍ زَيْدُ الْخَيْرِ وَالأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ وَعُيَيْنَةُ بْنُ حِصْنٍ وَعَلْقَمَةُ بْنُ عُلاَثَةَ أَوْ عَامِرُ بْنُ الطُّفَيْلِ ‏.‏ وَقَالَ نَاشِزُ الْجَبْهَةِ ‏.‏ كَرِوَايَةِ عَبْدِ الْوَاحِدِ ‏.‏ وَقَالَ إِنَّهُ سَيَخْرُجُ مِنْ ضِئْضِئِ هَذَا قَوْمٌ وَلَمْ يَذْكُرْ ‏ "‏ لَئِنْ أَدْرَكْتُهُمْ لأَقْتُلَنَّهُمْ قَتْلَ ثَمُودَ ‏"‏ ‏.‏

Bize îbni Ntimeyr rivayet etti. (Dediki): Bize îbni Fudayl, Umaratü'bnü Ka'kaa'dan bu isnadla rivayet etti ve: «Dört kişi (yani) Zeydü'l - Hayr, Akra b. Habis, Uyeynetü'bnu Hısn ve Alkametü'bnü Ulase yahut Amiru'bnü Tufeyl arasında taksim etti.» dedi, o da Abdülvahid'in rivayeti gibi «yüksek alınlı.» dedi. Birde: «Bu adamın sülalesinden bir kavim çıkacak.» dedi; «Ben, onlara yetişsem kendilerini mutlaka Semûd kavminin tepelendiği gibi tepelerdim.» cümlesini zikretmedi

Namaz
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Zakat — Hadis No: 2456

Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، ح . وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْفِهْرِيُّ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَالضَّحَّاكُ الْهَمْدَانِيُّ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، قَالَ بَيْنَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَقْسِمُ قَسْمًا أَتَاهُ ذُو الْخُوَيْصِرَةِ وَهُوَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اعْدِلْ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَيْلَكَ وَمَنْ يَعْدِلُ إِنْ لَمْ أَعْدِلْ قَدْ خِبْتَ وَخَسِرْتَ إِنْ لَمْ أَعْدِلْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنه يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي فِيهِ أَضْرِبْ عُنُقَهُ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهُ فَإِنَّ لَهُ أَصْحَابًا يَحْقِرُ أَحَدُكُمْ صَلاَتَهُ مَعَ صَلاَتِهِمْ وَصِيَامَهُ مَعَ صِيَامِهِمْ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ يُنْظَرُ إِلَى نَصْلِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى رِصَافِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى نَضِيِّهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ - وَهُوَ الْقِدْحُ - ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى قُذَذِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ سَبَقَ الْفَرْثَ وَالدَّمَ ‏.‏ آيَتُهُمْ رَجُلٌ أَسْوَدُ إِحْدَى عَضُدَيْهِ مِثْلُ ثَدْىِ الْمَرْأَةِ أَوْ مِثْلُ الْبَضْعَةِ تَدَرْدَرُ يَخْرُجُونَ عَلَى حِينِ فُرْقَةٍ مِنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَأَشْهَدُ أَنِّي سَمِعْتُ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَشْهَدُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ - رضى الله عنه - قَاتَلَهُمْ وَأَنَا مَعَهُ فَأَمَرَ بِذَلِكَ الرَّجُلِ فَالْتُمِسَ فَوُجِدَ فَأُتِيَ بِهِ حَتَّى نَظَرْتُ إِلَيْهِ عَلَى نَعْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي نَعَتَ ‏.‏

Bana Ebû't-Tahir rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi (Dediki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demişki): Bana Ebû Selemete'bnu Abdirrahman, Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen haber verdi. H. Bana Harmeletü'bnü Yahya ile Ahmed b. Abdirrahman El - Fihrî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demişki): Bana Ebû Selemete'bnu Abdirrahman ile Dahhaki Hemdani haber verdiler ki, Ebû Saîd-i Hudri şunları söylemiş: — «Bir defa biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında bulunuyorduk. Kendisi bir mal taksim ediyordu. (Derken) Beni Temîm'den biri olan Zülhuveysıra geldi ve: — -Ya Resûlallah! Adalet göster; dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Yazık sana! Ben, adalet göstermezsem kim gösterir? Adalet göstermezsem ben haybet ve hüsrana uğramışım demektir; buyurdular. Bunun üzerine Ömeru'bnü'l-Hattab (Radiyallahu anh) — Ya Resûlallah! Bunun için bana müsaade buyur da boynunu vurayım! dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) — Bırak Sen onu. Çünkü onun öyle birtakım arkadaşları var kî, kıldıkları namazın yanında sizden biriniz kendi namazını küçümser, oruçlarının yanında kendi orucunu küçümser. Bu adamlar Kur'an-ı okurlar fakat (okudukları Kur'an} köprücük kemiklerini geçmez. İslam'dan, ok'un avı delip geçtiği gibi çıkarlar. (Hani) böyle bir ok'un demirinde nasıl (kan namına) bir şey bulunmaz, sonra giriş yerine bakılır yine bir şey bulunmaz, sonra ağaç kısmına bakılır, orada da bir şey bulunmaz: tüy kısmına bakılır, orada da bir şey bulunmaz. (Halbuki) ok avın işkembesini ve kanı delip geçmiştir. Onların alameti kara bir adamdır. Bu adamın pazılarından biri kadın memesi yahut sallanan et parçası gibidir. Bunlar insanların tefrikaya düştükleri zaman çıkar; buyurdular. Ebû SaId Demişki: «Ben, bunu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğime şahadet ederim. Ve yine şahadet ederim ki Alîyyu'bnu Ebi Talih (Radiyallahu anhu) ben de beraberinde olduğum halde (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in haber verdiği) bu adamlarla harbetti. Bu kara adam'ın aranmasını emretti. Adam aranıp bulundu ve getirildi. Ona baktım tıpkı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in tavsîf buyurduğu sıfatta idi.»

Oruç
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Zakat — Hadis No: 2458

Hadis
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ، - وَهُوَ ابْنُ الْفَضْلِ الْحُدَّانِيُّ - حَدَّثَنَا أَبُو نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَمْرُقُ مَارِقَةٌ عِنْدَ فُرْقَةٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَقْتُلُهَا أَوْلَى الطَّائِفَتَيْنِ بِالْحَقِّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Şeybân b. Ferruh rivayet etti. (Dediki): Bize Kaasim yâni İbnü'l-Fadl El-Huddânî rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Nadra, Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)- «Müslümanların arasına tefrika girdiği vakit dînden çıkan bir taife zuhur edecek. Onları iki taifeden hakka en yakın olanı öldürecektir.» buyurdular

Genel
Detay →