← Ana sayfaya dön
HadisZekâtSahîh-i Müslim

Sahîh-i Müslim — The Book of Faith — Hadis No: 195

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا ‏"‏ ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ وَوَكِيعٍ ‏.‏

Tercüme

Bana Zuheyr b. Harb tahdis etti. Bize Cerir, A'meş'ten bu isnatla tahdis edip dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki iman etmeden cennete giremezsiniz" diyerek, hadisi (bir önceki) Ebu Muaviye ve Veki"in rivayet ettiği hadis ile aynen zikretti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 12349 NEVEVİ ŞERHİ: Rastılullah (salIalIahu aleyhi ve sellem): "İman etmedikçe cennete giremezsiniz ... Selamı yaygınlaştırınız" buyurmaktadır. Diğer rivayette de: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki iman etmedikçe (2/35) cennete giremezsiniz" buyurmaktadır. Hadis bütün asıl nüshalarda ve rivayetlerde bu şekildedir. Yine "(...): iman etmiş olamazsınız" buyruğunda da sonundaki nun harfi düşmüş olarak yazılmıştır. Bu da bilinen sahih bir kullanımdır. Hadisin anlamına gelince, Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" buyruğu, imanınız kemale ermez ve birbirinizi sevmedikçe imandaki haliniz dosdoğru olmaz, anlamındadır. "İman etmedikçe cennete giremeyeceksiniz" buyruğu da, zahirinden anlaşılan mutlak manası iledir. Gerçekten de -imanı kamil olmasa dahi- mümin olarak ölen kimseler dışında cennete giren olmayacaktır. İşte hadisten zahir olan anlam budur. Şeyh Ebu Amr (rahimehullah) dedi ki: Hadisin anlamı: Birbirinizi sevmeden imanınız kemale eremez ve eğer siz böyle olmazsanız cennetlikler oraya girecekleri vakit siz girmeyeceksiniz, demektir. Onun bu söylediği anlam ihtimal içerisindedir. Allah en iyi bilendir. "Aranızda selamlaşmayı yaygınlaştırınız" buyruğunda selamın yaygınlaştırılması ve tanıdık tanımadık herkese, cömertçe bütün Müslümanlara selam verilmesi büyük çapta teşvik edilmektedir. Az önceki hadiste geçtiği gibi. Selam, kaynaşmanın ilk sebebi, sevgiyi kazanmanın anahtarıdır. Selamın yaygınlaştırılması Müslümanların birbirleri ile kaynaşmasına bir imkandır. Ayrıca onları diğer din sahiplerinden ayırteden önemli şiarlarını açığa vurmalarıdı~. Bununla birlikte selamlaşmak ile nefis eğitilir, alçak gönüllülük ve Müslümanların çiğnenmesi yasak olan haklarının tazimi süreklilik kazanır. Buhari (rahimehullah) Sahihinde Ammar b. Yasir (r.a.)'dan şöyle dediğini nakletmektedir: Üç hasleti kendisinde toplayan imanı toplamış olur. Kendine adaletin uygulanmasına imkan tanımak, aleme cömertçe selam vermek ve az olandan infakta bulunmak. Buhari'den başkaları ise bu sözü, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ait merfu bir hadis olarak rivayet etmişlerdir. Aleme cömertçe selam vermek ve tanıdığın tanımadığın herkese selam vermek ve selamın yaygınlaştırılması tabirleri hepsi aynı anlamdadır. Selamlaşmanın bir inceliği daha vardır ki o da ilişkileri koparmayı, dargınhğı, kini ve günahları tıraş edici özellikteki araların bozuluşunu ortadan kaldırmayı.ihtivc;ı etmesidir. Diğer taraftan kişi selamını Allah için verir, bu hususta hevasının peşinden gitmez, özelolarak kendi arkadaşlarına ve sevdiklerine selam vermekle kalmaz. Şanı yüce Allah doğruyu en iyi bilendir

Kaynak

Sahîh-i Müslim, 1/102 (No: 195)

https://sunnah.com/muslim/1/102

Sahîh-i Müslim — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2950

Hadis
وَحَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ فَسَأَلْتُهُ عَنْ حَجَّةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ حَاتِمِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ وَكَانَتِ الْعَرَبُ يَدْفَعُ بِهِمْ أَبُو سَيَّارَةَ عَلَى حِمَارٍ عُرْىٍ فَلَمَّا أَجَازَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْمُزْدَلِفَةِ بِالْمَشْعَرِ الْحَرَامِ ‏.‏ لَمْ تَشُكَّ قُرَيْشٌ أَنَّهُ سَيَقْتَصِرُ عَلَيْهِ وَيَكُونُ مَنْزِلُهُ ثَمَّ فَأَجَازَ وَلَمْ يَعْرِضْ لَهُ حَتَّى أَتَى عَرَفَاتٍ فَنَزَلَ ‏.‏

Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'fer b. Muhammed rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): «Câbir b. Ahdiillâh'a giderek Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in haccını sordum...» Râvî, hadisi Hatim b. İsmail'in hadisi gibi rivayet etmiş, şunu da ziyâde eylemiştir: «Câhiliyet devrinde Arapları Ebû Seyyare çıplak bir merkep üzerinde sevk ederdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müzdelife'den Meşar'i Harâm'a geçince Kureyş orada kalacağında ve menzilinin orası olacağında şüphe etmediler. Hâlbuki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oraya sapmadan geçti. Taa Arafat'a vardığı vakit hayvanından indi.» Bura’ya kadar ki bölüm’ün izah’ı için buraya tıklayın

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2952

Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَابِرٍ، فِي حَدِيثِهِ ذَلِكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ نَحَرْتُ هَا هُنَا وَمِنًى كُلُّهَا مَنْحَرٌ فَانْحَرُوا فِي رِحَالِكُمْ وَوَقَفْتُ هَا هُنَا وَعَرَفَةُ كُلُّهَا مَوْقِفٌ وَوَقَفْتُ هَا هُنَا وَجَمْعٌ كُلُّهَا مَوْقِفٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dediki): Bize babam, Ca'fer'den rivayet etti. (Demişki) Bana, babam, Câbir'den bu husustaki hadîsinden naklen rivayet ettiki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Ben, şurada kurban kestim. Miına'nın her tarafı, kurban yeridir. Binâenaleyh siz konakladığınız yerlerde kurban kesin! Ben şurada vakfe yaptım. Arafat'ın her tarafı vakfe yeridir. Ben, şurada da vakfe yaptım. Müzdelife'nin her tarafı vakfe yeridir.» buyurmuşlar

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Pilgrimage — Hadis No: 2954

Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ كَانَ قُرَيْشٌ وَمَنْ دَانَ دِينَهَا يَقِفُونَ بِالْمُزْدَلِفَةِ وَكَانُوا يُسَمَّوْنَ الْحُمْسَ وَكَانَ سَائِرُ الْعَرَبِ يَقِفُونَ بِعَرَفَةَ فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْتِيَ عَرَفَاتٍ فَيَقِفَ بِهَا ثُمَّ يُفِيضَ مِنْهَا فَذَلِكَ قَوْلُهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ‏}‏

Bize Yahya b. Yahya rivayet «tti. (Dediki): Bize Ebû Muâvtye, Hişâm b. Urve'den, o da babasından o da vÂişe (Radiyallahu anha)'dân naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş: «Kureyş İle onların dîninde bulunanlar Müzdelife'do vakfe yaparlardı. Kendilerine Hums denilirdi. Sâir arap kabileleri ise Arafât'fa vakfe yaparlardı. İslâm gelince Allah (Azze ve Celle), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Arafâta giderek orada vakfe yapmasını, sonra oradan akın etmesini emîr buyurdu. Bu da Teâlâ Hazretlerinin: (Sonra sîz de başka insanların akın ettiği yerden âkın edin [ Bakara 199 ] âyet-i kerimesidir.»

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Müslim — The Book of Menstruation — Hadis No: 796

Hadis
قَالَ عَمْرٌو حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ الأَشَجِّ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ مَيْمُونَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ ‏.‏

{….} Amr: Bana Ca'fer b. Rabîa, Yakup b. Eşecc'den, o da İbni Abbas'ın azadlısı Kureyb'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Meymune'den naklen bunu rivayet etti» demiş. İzah 359 nolu Hadiste

Genel
Detay →