← Ana sayfaya dön
HadisAileSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Supporting the Family — Hadis No: 5356

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدِ بْنِ مُسَافِرٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَيْرُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ ‏"‏‏.‏

Tercüme

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şÖyle buyurdu: "Sadakanın hayırlısı geriye bir zenginlik bırakandır ve sen (infaka) geçindirmekle yükümlü olduklarından başla." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ehil ve ıyale nafakanın vüco.bu." Zahiren anlaşıldığına göre başlıkta geçen "ehi!"den kasıt zevcedir. "Iyal" de özelden sonra genelin atfedilmesi kabilindendir ya da "ehil"den maksat zevce ve akrabafar,' "ıyal"den kasıt ise zevce ve hizmetçilerdir. Böylelikle zevcenin hakkı, tekid edilmesi için iki defa zikredilmiş olmaktadır. Zevceye nafakanın vacip oluşunun delili Nafakalar bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Sünnetten delili de Müslim'in zikrettiği Cabir yoluyla gelen şu hadistir: "Zevcelerinizin de sizin üzerinizde rızıklarını ve giyimlerini maruf bir şekilde sağlamanız hakları vardır." Mana cihetiyle deliline gelince, kadın kocasının hakkı dolayısı ile kazanç sağlama yollarına gidememektedir. Kadının nafakasının kocasına ait olduğu üzerinde icma' olmuştur. Fakat bunun miktarını tespit etmekte farklı görüşler vardır. Cumhur bunun yetecek kadar olacağı kanaatindedir. Şafil ve bir kesim de -İbnu'lMünzir'in dediği gibi- bunun miktarının müdlerle belirleneceği ni söylemişlerdir. Şafıllerin cumhuru ise İbn Huzeyme ve İbnu'l-Münzir gibi hadis ashabına uygun kanaat belirtmişlerdir. "En faziletli sadaka geriye zenginlik bırakandır." Buna dair açıklamalar Zekat bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir der ki: Erkek çocuklardan büluğa erişip, malı ve kazancı olmayan kimselerin nafakası hususunda görüş ayrılığı vardır. Bir kesimin kanaatine göre eğer çocukların kendilerini ihtiyaçtan kurtaracak kadar malları yoksa küçük yahut büluğa ermiş olsunlar erkek ya da dişi olsunlar, hepsine nafaka vaciptir. Cumhurun kanaatine göre ise vacip olan nafaka, erkek için büluğ yaşına ulaşıncaya kadar, dişi için de evleninceye kadardır. Bundan sonra da babanın bunlara nafaka yükümlülüğü -kötürüm olmaları hali dışında- yoktur. Eğer bunların malları varsa babanın nafakalarını vermek vücubu da kalmaz. Şafil bu hususta istediği kadar aşağıya insin çocuğun çocuğunu da buna katmıştır. Sözü geçen, el-İsmam yoluyla gelen rivayette şu ibareler yer almaktadır: "Ey Ebu Hureyre, sen bunu kendi görüşüne göremi söylüyorsun yoksa Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği sözlerden midir, diye sordular. O: Bu benim kendi çıkarımımdır, diye cevap verdL" Ebu Hureyre'nin: "Bu benim çıkarımımdır (min klsl)" sözü kefin kesresi ile okunur. Yani bu onun çıkardığı bir sonuçtur. Bununla onun merfu hadisten vakıayı da göz önünde bulundurarak anladıklarından Çıkardığı, istinbat ettiği bir sonuçtur. el-Asm yoluyla gelen rivayette ise "kef' harfi üstün olarak okunmuştur ki, onun zekasından çıkarttığına işarettir. Rivayetteki "ya bana yedirirsin yahut beni boşarsın" sözü de erkek, karısının nafakasını karşıiamakta zorlanır, kadın da ondan ayrılmayı seçtiği takdirde erkek ile karısının ayrılmasına hüküm verilir, diyenler tarafından. delil gösterilmiştir. Bu, alimlerin cumhurunun görüşüdür. Kufeli alimler ise: Bu durumda kadının sabretmesi gerekir; ama nafaka da kocanın zimmetinde bir borç olur demişlerdir

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 69/6 (No: 5356)

https://sunnah.com/bukhari/69/6

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →