← Ana sayfaya dön
HadisAileSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — One-fifth of Booty to the Cause of Allah (Khumus) — Hadis No: 3094

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ،، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ حَدِيثِهِ ذَلِكَ، فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ، فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ الْحَدِيثِ فَقَالَ مَالِكٌ بَيْنَا أَنَا جَالِسٌ فِي أَهْلِي حِينَ مَتَعَ النَّهَارُ، إِذَا رَسُولُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ يَأْتِينِي فَقَالَ أَجِبْ أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى رِمَالِ سَرِيرٍ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فِرَاشٌ مُتَّكِئٌ عَلَى وِسَادَةٍ مِنْ أَدَمٍ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ جَلَسْتُ فَقَالَ يَا مَالِ، إِنَّهُ قَدِمَ عَلَيْنَا مِنْ قَوْمِكَ أَهْلُ أَبْيَاتٍ، وَقَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِرَضْخٍ فَاقْبِضْهُ فَاقْسِمْهُ بَيْنَهُمْ‏.‏ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، لَوْ أَمَرْتَ بِهِ غَيْرِي‏.‏ قَالَ اقْبِضْهُ أَيُّهَا الْمَرْءُ‏.‏ فَبَيْنَا أَنَا جَالِسٌ عِنْدَهُ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ يَسْتَأْذِنُونَ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَسَلَّمُوا وَجَلَسُوا، ثُمَّ جَلَسَ يَرْفَا يَسِيرًا ثُمَّ قَالَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمَا، فَدَخَلاَ فَسَلَّمَا فَجَلَسَا، فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا‏.‏ وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فِيمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَنِي النَّضِيرِ‏.‏ فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ‏.‏ قَالَ عُمَرُ تَيْدَكُمْ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ‏.‏ قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا اللَّهَ، أَتَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ قَالَ ذَلِكَ قَالاَ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ قَدْ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْفَىْءِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ ـ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدِيرٌ‏}‏ ـ فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ، وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ قَدْ أَعْطَاكُمُوهُ، وَبَثَّهَا فِيكُمْ حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالَ عُمَرُ ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ، فَعَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ فِيهَا لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ، فَكُنْتُ أَنَا وَلِيَّ أَبِي بَكْرٍ، فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ مِنْ إِمَارَتِي، أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنِّي فِيهَا لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي تُكَلِّمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ، وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ، جِئْتَنِي يَا عَبَّاسُ تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَجَاءَنِي هَذَا ـ يُرِيدُ عَلِيًّا ـ يُرِيدُ نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا، فَقُلْتُ لَكُمَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا بَدَا لِي أَنْ أَدْفَعَهُ إِلَيْكُمَا قُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَبِمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَبِمَا عَمِلْتُ فِيهَا مُنْذُ وَلِيتُهَا، فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا‏.‏ فَبِذَلِكَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا، فَأَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ، هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ قَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا إِلَىَّ، فَإِنِّي أَكْفِيكُمَاهَا‏.‏

Tercüme

Malik İbn Evs İbnü'l-Hadesan'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Muhammed İbn Cübeyr bu rivayet ettiği hadisten bir kısmını bana anlattı.Ben de bu hadis hakkında bilgi istemek üzere Malik İbn Evs'e gittim. Bana şunları anlattı. "Ben öğleden önce ailemle birlikte otururken Hz. Ömer'in gönderdiği birisi gelip: "Ömer seni çağırıyor!" dedi. Ben de kalkıp onunla birlikte Hz. Ömer'in yanına gittim. Yanına vardığımızda Ömer deriden mamul bir yastığa yaslanmış oturuyordu. Altında hurma yapraklarından yapılmış bir sergi vardı. Serginin üzerinde minder gibi bir şey de yoktu. Kendisine selam verip oturdum. Hz. Ömer bana: "Ey Malik, senin kabilenden ihtiyaç sahibi bazı kimseler gelip benden yardım istediler. Ben de onlara küçük bir miktar yardım yapılması için talimat verdim. Sen bu yardımları al ve götürüp onlara paylaştır!" dedi. Ben: "Ey mu'minlerin emiri, bu iş için başka birisini görevlendirseniz!" deyince: "Sana bu malzemeleri al ve dağıt dedik be adam!" diye çıkıştı. Ben orada otururken Hz. Ömer'in kapı görevlisi (hacib) Yerfa içeri girip: "Osman İbn Affan, Abdurrahman İbn Avf, Zübeyr ve Sa'd İbn Ebi Vakkas içeri girmek için izin istiyorlar, müsaade var mıdır!" dedi. Hz. Ömer onların girmesine izin verdi. Onlar da içeri girdiler ve selam verip oturdular. Yerfa da kısa bir süre oturduktan sonra: "Ali ile Abbas da girmek istiyorlar!" dedi. Hz. Ömer onlara da izin verdi. Onlar da içeri girdiler ve selam verip oturdular. Abbas (r.a.): "Ey mu'minlerin emiri, Ali ile aramızdaki şu davayı karara bağlasanız!" dedi. Abbas ile Ali, Allah'ın Resulü'ne fey' olarak verdiği Nadiroğullarının malları konusunda anlaşmazlık yaşıyorlardı. Hz. Osman ile birlikte gelen gruptakiler de: "Ey mu'minlerin emiri, bunların arasındaki davayı karara bağla ve bunları birbirlerinden kurtar!" dediler. Hz. Ömer de bunun üzerine konuşmaya başladı: "Biraz ağır olun, müsaade edin bakalım! Göğü ve yeri elinde tutan Allah hakkı için söyleyin! Siz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın: "Biz miras bırakmayız; bize kimse mirasçı olmaz. Bizim bıraktığımız ne varsa sadakadır" buyurduğunu biliyor musunuz?" Hz. Osman ile birlikte olanlar: "Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurdu" dediler. Sonra Hz. Ömer, Hz. Ali ile Abbas'a dönerek: "Allah için söyleyin bakalım' Siz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle buyurduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Onlar da: "Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurdu" dediler. Hz. Ömer de şöyle dedi: "Bakın şimdi size bu konuyu anlatayım: Allah Teala savaşsız olarak ele geçirilen bu malların (fey') bir kısmını sırf Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vermiştir; ondan başka hiç kimseye böyle bir ayrıcalık tanımamıştır. Nitekim Allah TeaIa şöyle buyurmuştur: "Allah'ın o mallardan Nebiine fey' olarak verdikleri için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, Nebilerini dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir. "[Haşr, 6] Dolayısıyla bu mallar sadece Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hastır. Ancak Allah'a yemin ederim ki, O s.a.v. bu malları sizden uzak tutarak sırf kendi menfaatine kullanmamış ve kendisine ayırmamıştır. O s.a.v. buradan gelen gelirleri sizlere vermiş ve sizin yararınız için kullanmıştır. Geriye de sadece şu an çekişmekte olduğunuz mallar kalmıştır. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesinin bir yıllık nafakasını işte bu mallardan sağlardı. Geriye artanı da Allah hakkı için kullanılacak mallar arasına katardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatı boyunca söz konusu malları bu şekilde işletti. Allah hakkı için söyleyin bakalım; Siz bunu biliyor musunuz?" Hz. Osman ile beraberindekiler: "Evet" dediler. Hz. Ömer, Abbas ile Ali'ye dönerek: "Siz de Allah için söyleyin bakalım; bunu biliyor musunuz?" dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra Ebu Bekir: "Ben Allah'ın Resulü'nün arkasından ümmetin idaresini üstlendim" diyerek bu malları ele aldı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamasını aynen devam ettirdi. Allah biliyor ki, o bu mallar konusunda doğru, dürüst ve hakkaniyete uygun davrandı. Sonra o da vefat etti ve ben onun vekili olarak bu görevi üstlendim. Ben de bu malları ele alıp başkanlığımın iki yılı boyunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Hz. Ebu Bekir'in uygulamalarını aynen devam ettirdim. Allah biliyor ki, ben de bu mallar konusunda doğru, dürüst ve hakkaniyete uygun davrandım. Sonra siz çıkıp geldiniz ve bana bazı şeyler söylediniz. İkinizin söylediği de aynı şey. Ey Abbas, sen bana geldin ve kardeşinin oğlunun malındaki payını istedin ve Ali de gelip eşinin babasından kalan miras payını istedi. Ben de size: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Biz miras bırakmayız; bize kimse mirasçı olmaz. Bizim bıraktığımız ne varsa sadakadır" buyurdu, diye cevap vermiştim. Fakat daha sonra bu malları size vermenin uygun olacağını düşündüm ve size şu çözümü arz ettim: "Dilerseniz bu malları size bırakayım. Fakat ileri süreceğim şu şartlara kesinlikle riayet edeceksiniz: Allah adına bana söz verin, bu malları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebu Bekir'in ve benim iki yıldan beri yönettiğimiz gibi yönetip işleteceksiniz; asla bu uygulamadan vazgeçmeyeceksiniz." Siz de bunu kabul ederek: "Tamam malları bize ver!" dediniz. Ben de söz konusu arazileri bu ileri sürdüğüm şartlarla size bırakıyorum. Allah hakkı için şahit olun, ben bu arazileri söylemiş olduğum şartlarla Abbas ile Ali'ye bıraktım mı?" Orada bulunanlar: "Evet" dediler. Hz. Ömer daha sonra Ali ile Abbas'a dönerek onlara da: "Allah hakkı için söyleyin, ben bu arazileri söylemiş olduğum şartlarla size bıraktım mı?" diye sordu. Onlar da: "Evet" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Benden bu verdiğim karar dışında bir karar beklemeyin! Gökler ve yerlerin O'nun emriyle ayakta durduğu Allah'a yemin ederim ki ben bundan başka bir hüküm ve karar vermem. Eğer bu söylediğim şartlarla söz konusu arazileri işletemeyecek duruma düşerseniz tekrar bana iade edersiniz. Ben de bu işi gereği gibi yerine getiririm

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 57/3 (No: 3094)

https://sunnah.com/bukhari/57/3

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →