← Ana sayfaya dön
HadisGenelSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Medicine — Hadis No: 5690

حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا كَانَتْ تَأْمُرُ بِالتَّلْبِينَةِ وَتَقُولُ هُوَ الْبَغِيضُ النَّافِعُ‏.‏

Tercüme

Aişe r.anha'dan rivayete göre "O, telbine bulamacı yapılmasını emreder ve: O, hoşlanılmayan ama faydalı olan şeydir, derdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hasta için telbine bulamacL" el-Asmaı dedi ki: Telbine, undan yahut kepekten yapılan ve içine bal katılan bir bulamaçtır. Başkası da un yahut süt katılan, demiştir. Ona telbine denilmesinin sebebi, beyazlığı ve inceliği (katı olmayışı) bakımından leben (süt)e benzetilmesi dolayısı iledir. ''Telbineye devam ediniz", yani onu yiyiniz. "Çünkü o kalbi rahatlatır." Yani hastanın kalbini rahatlatıl' ve (kederlinin) kederini izale ederek onun şevkini yerine getirir. "O bize telbine bulamacı yapılmasını emreder ve: O hoşa gitmeyen faydalı şeydir, derdi." Ahmed ve İbn Mace'de Külsum yoluyla Aişe'den Nebi'e merfu' olarak şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Size hoşa gitmeyen, faydalı olan şeyi yemenizi tavsiye ederim. O et-telbine'dir, yani bulamaçtır." Bunu ayrıca Nesai bir başka yolla Aişe'den diye rivayet etmiş olup şu fazlalığı da kaydetmiştir: "Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki, o bir kimsenin kendi yüzündeki kiri su ile yıkadığı gibi, sizden herhangi birinizin karnını öylece yıkar." el-Muvaffak el-Bağdadı dedi ki: Eğer telbine denilen bulamacın faydalarını bilmek istersen arpa suyunun faydalarını bilmelisin. Özellikle kepek halinde ise o, cilalar, hızlıca nüfuz eder ve gayet latif bir besleyicidir. Sıcak içildiği takdirde daha da çok cilalar, daha çok nüfuz eder ve fıtrattaki haraı-eti daha da artırır. Devamla der ki: Hadiste fuad (kalp)den kasıt, midenin üst tarafıdır. Çünkü üzüntülü olan kimsenin kalbi, azalarının ve özellikle de gıdanın azaltılması sebebiyle midesinin üzerinde kuruluğun istilasından ötürü zayıflar. Böyle bir bulamaç ise mideyi nemlendiril', besler ve güçlendirir. Benzeri bir etkiyi de hastanın kalbine yapar. Fakat hastanın çoğunlukla midesinde acı yahut balgam ya da irin karışımları da bulunabilir. İşte bu bulamaç, bütün bunları mideden temizler, parlatır. Hadiste buna "hoşa gitmeyen faydalı" adının verilmesinin sebebi ise, hastanın kendisine faydalı olduğu halde bunu istememesi, canının onu çekmemesidir. Oysa çoğunlukla arpa ile beslenen kimseler için bulamaçtan daha faydalı bir şey yoktur. Çoğunlukla buğday ile beslenen kimseler için ise, hastalığı esnasında arpa hisası (çorbası) daha faydalıdır. el-Hüda adlı eserin müellifi ise şöyle demektedir: Telbine (bulamaç), hisadan (çorbadan) daha faydalıdır. Çünkü telbine öğütülmüş olarak pişirilir ve öğütülürken de arpanın hülasası çıkaıotılır. Bu ise daha besleyici, daha çok güçlü etki yapan ve daha çok parlatan, cilalandıran bir şeydir. Doktorların iyice pişmiş olanı tercih etmelerinin sebebi ise daha ince ve latif (yumuşak) oluşundan dolayıdır. Bundan dolayı hastanın tabiatına da ağır gelmez. Çeşitli bölgelerdeki adetlerin farklılığına göre bundan da farklı şekilleriyle faydalanmak gerekir. Muhtemelen hastaya daha uygun olan, tanelel'in bütün olarak pişirilmesi halidir. Üzüntülü olan kimseye ise öğütülmüş olarak pişirilmiş hali iyi gelir. Buna sebep ise, az önce işaret edildiği gibi aralarındaki özellik farkıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 76/13 (No: 5690)

https://sunnah.com/bukhari/76/13

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →