← Ana sayfaya dön
HadisAileSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Conditions — Hadis No: 2712

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ مَرْوَانَ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، رضى الله عنهما يُخْبِرَانِ عَنْ أَصْحَابِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمَّا كَاتَبَ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو يَوْمَئِذٍ كَانَ فِيمَا اشْتَرَطَ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ لاَ يَأْتِيكَ مِنَّا أَحَدٌ وَإِنْ كَانَ عَلَى دِينِكَ إِلاَّ رَدَدْتَهُ إِلَيْنَا، وَخَلَّيْتَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ‏.‏ فَكَرِهَ الْمُؤْمِنُونَ ذَلِكَ، وَامْتَعَضُوا مِنْهُ، وَأَبَى سُهَيْلٌ إِلاَّ ذَلِكَ، فَكَاتَبَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى ذَلِكَ، فَرَدَّ يَوْمَئِذٍ أَبَا جَنْدَلٍ عَلَى أَبِيهِ سُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو، وَلَمْ يَأْتِهِ أَحَدٌ مِنَ الرِّجَالِ إِلاَّ رَدَّهُ فِي تِلْكَ الْمُدَّةِ، وَإِنْ كَانَ مُسْلِمًا، وَجَاءَ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ، وَكَانَتْ أُمُّ كُلْثُومٍ بِنْتُ عُقْبَةَ بْنِ أَبِي مُعَيْطٍ مِمَّنْ خَرَجَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ وَهْىَ عَاتِقٌ، فَجَاءَ أَهْلُهَا يَسْأَلُونَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَرْجِعَهَا إِلَيْهِمْ، فَلَمْ يَرْجِعْهَا إِلَيْهِمْ لِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِنَّ ‏{‏إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَلاَ هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ‏}‏‏.‏

Tercüme

Allah Resu!ü'nün ashabından nakledilmiştir: Süheyl İbn Amr o gün (Hudeybiye günü) anlaşma imzaladığında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koştuğu şartlardan biri de şuydu: "Biz'den biri sana geldiğinde, senin dininden olsa bile onu bize iade edeceksin ve onunla bizim aramıza girmeyeceksin." Mu'minler bu şarttan rahatsız oldular ve öfkelendiler. Ama Süheyl bu şartta ısrarcı oldu. Hz. Nebi o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl İbn Amr'a iade etti ve anlaşma süresince kendisine her kim geldiyse Müslüman olanlar da dahil hepsini iade etti. Sonra mu'min kadınlar hicret ederek Hz.Nebi'in yanına geldiler. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe İbn Ebı Muayt da bu gelen kadınlar arasında bulunuyordu. Henüz genç bir kızdı. Ailesi gelerek kızlarını kendilerine teslim etmesini istediler. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu onlara teslim etmedi. Çünkü Allah (c.c.): "Ey iman edenler! Mu'min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar"[Mümtehine 10] ayetini indirmişti. [-2713-] Urve şöyle anlatır: Aişe bana, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kadınları şu ayete göre imtihan ettiğini bildirmişti: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman, bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" [Mümtehine 12] Urve, Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bu şartları kabul edenlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece sözle "Senden bey'at aldım" diyordu. Allah'a yemin ederim ki, bey'at alırken O'nun eli hiçbir kadının eline dokunmamıştı. Tekrar:

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 54/1 (No: 2712)

https://sunnah.com/bukhari/54/1

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions — Hadis No: 3571

Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ زَرِيرٍ، سَمِعْتُ أَبَا رَجَاءٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، أَنَّهُمْ كَانُوا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَسِيرٍ، فَأَدْلَجُوا لَيْلَتَهُمْ حَتَّى إِذَا كَانَ وَجْهُ الصُّبْحِ عَرَّسُوا فَغَلَبَتْهُمْ أَعْيُنُهُمْ حَتَّى ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ، فَكَانَ أَوَّلَ مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنْ مَنَامِهِ أَبُو بَكْرٍ، وَكَانَ لاَ يُوقَظُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَنَامِهِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، فَاسْتَيْقَظَ عُمَرُ فَقَعَدَ أَبُو بَكْرٍ عِنْدَ رَأْسِهِ فَجَعَلَ يُكَبِّرُ وَيَرْفَعُ صَوْتَهُ، حَتَّى اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلَ وَصَلَّى بِنَا الْغَدَاةَ، فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ لَمْ يُصَلِّ مَعَنَا فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ ‏"‏ يَا فُلاَنُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُصَلِّيَ مَعَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ‏.‏ فَأَمَرَهُ أَنْ يَتَيَمَّمَ بِالصَّعِيدِ، ثُمَّ صَلَّى وَجَعَلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَكُوبٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَقَدْ عَطِشْنَا عَطَشًا شَدِيدًا فَبَيْنَمَا نَحْنُ نَسِيرُ إِذَا نَحْنُ بِامْرَأَةٍ سَادِلَةٍ رِجْلَيْهَا بَيْنَ مَزَادَتَيْنِ، فَقُلْنَا لَهَا أَيْنَ الْمَاءُ فَقَالَتْ إِنَّهُ لاَ مَاءَ‏.‏ فَقُلْنَا كَمْ بَيْنَ أَهْلِكِ وَبَيْنَ الْمَاءِ قَالَتْ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ‏.‏ فَقُلْنَا انْطَلِقِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَتْ وَمَا رَسُولُ اللَّهِ فَلَمْ نُمَلِّكْهَا مِنْ أَمْرِهَا حَتَّى اسْتَقْبَلْنَا بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَحَدَّثَتْهُ بِمِثْلِ الَّذِي حَدَّثَتْنَا غَيْرَ أَنَّهَا حَدَّثَتْهُ أَنَّهَا مُؤْتِمَةٌ، فَأَمَرَ بِمَزَادَتَيْهَا فَمَسَحَ فِي الْعَزْلاَوَيْنِ، فَشَرِبْنَا عِطَاشًا أَرْبَعِينَ رَجُلاً حَتَّى رَوِينَا، فَمَلأْنَا كُلَّ قِرْبَةٍ مَعَنَا وَإِدَاوَةٍ، غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ نَسْقِ بَعِيرًا وَهْىَ تَكَادُ تَنِضُّ مِنَ الْمِلْءِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَاتُوا مَا عِنْدَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَجُمِعَ لَهَا مِنَ الْكِسَرِ وَالتَّمْرِ، حَتَّى أَتَتْ أَهْلَهَا قَالَتْ لَقِيتُ أَسْحَرَ النَّاسِ، أَوْ هُوَ نَبِيٌّ كَمَا زَعَمُوا، فَهَدَى اللَّهُ ذَاكَ الصِّرْمَ بِتِلْكَ الْمَرْأَةِ فَأَسْلَمَتْ وَأَسْلَمُوا‏.‏

İmran b. Husayn'dan rivayete göre; "Bir yolculukta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler. Geceleri boyunca yol aldılar. Sabaha doğru inip konakladılar. Fakat uykuya yenilip uykuya daldılar. Nihayet güneş yükseldi. İlk uyanan kişi Ebu Bekir idi. O da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisi uykusundan uyanmadıkça uyandırmazdı. Sonra Ömer uyandı. Ebu Bekir başının ucunda oturdu. Yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyandı. (Yerinden) indi ve bize sabah namazını kıldırdı. Aramızdan birisi bir kenara çekildi, bizimle beraber namaz kılmadı. Namazını bitirince: Ey filan, bizimle beraber namaz kılmana engelolan nedir, dedi. Adam: Ben cünup oldum deyince, ona toprak ile teyemmüm etmesini emretti. Daha sonra namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de beni önünden giden binekler üzerinde gönderdi. İleri derecede susadık. Biz yolda giderken (bineği üzerinde) ayaklarını iki su kırbası arasına salmış bir kadın ile karşılaştık. Ona: Su nerede, diye sorduk. O, su diye bir şey yok, dedi. Peki, senin yakınların ile su arasında ne kadarlık bir mesafe var, diye sorduk. Bir gündüz, bir gece, dedi. Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına git, dedik. Kadın: Resulullah da ne demek, dedi. Bizler onu Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in karşısına çıkarıncaya kadar onunla konuşmadık. Bize söylediklerinin benzerini ona da anlattı. Ancak ona ayrıca kendisinin yetimleri olan bir kadın olduğunu söyledi. Allah Resulü onun iki kırbasının getirilmesini emretti. Elini kırbaların ağzına sürdü. Susamış kırk adam olduğumuz halde kanıncaya kadar su içtik. Ayrıca beraberimizde kırba, matara gibi her ne varsa onları da doldurduk. Ancak hiçbir deveye de su vermedik. Kaplarımız adeta su ile dolup taşıyordu. Sonra: Yanınızda ne varsa getirin, dedi. Ne kadar ekmek parçası ve hurma varsa o kadın için getirilip, bir araya konuldu. Nihayet kadın yakınlarının yanına gitti ve dedi ki: Ben insanların en büyücü olanları ile karşılaştım ya da o kendilerinin iddia ettikleri gibi bir Nebidir. Yüce Allah, o kadın vesilesi ile o birkaç haneye hidayet verdi. Kadın da Müslüman oldu, onun yakınları da Müslüman oldular

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions — Hadis No: 3573

Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَانَتْ صَلاَةُ الْعَصْرِ، فَالْتُمِسَ الْوَضُوءُ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَضُوءٍ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فِي ذَلِكَ الإِنَاءِ، فَأَمَرَ النَّاسَ أَنْ يَتَوَضَّئُوا مِنْهُ، فَرَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ تَحْتِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ النَّاسُ حَتَّى تَوَضَّئُوا مِنْ عِنْدِ آخِرِهِمْ‏.‏

Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. İkindi namazı vakti yaklaşmıştı. Abdest almak üzere su arandı, bulamadılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir abdest suyu getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini o su kabının içine koydu. İnsanlara da ondan su almalarını emretti. Suyun parmaklarının altından kaynadığını gördüm. Sonuncularına kadar herke abdest aldı

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions — Hadis No: 3575

Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَقَامَ مَنْ كَانَ قَرِيبَ الدَّارِ مِنَ الْمَسْجِدِ يَتَوَضَّأُ، وَبَقِيَ قَوْمٌ، فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِخْضَبٍ مِنْ حِجَارَةٍ فِيهِ مَاءٌ، فَوَضَعَ كَفَّهُ فَصَغُرَ الْمِخْضَبُ أَنْ يَبْسُطَ فِيهِ كَفَّهُ، فَضَمَّ أَصَابِعَهُ فَوَضَعَهَا فِي الْمِخْضَبِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ جَمِيعًا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كَانُوا قَالَ ثَمَانُونَ رَجُلاً‏.‏

Enes r.a. dedi ki: Namaz vakti geldi. Evi mescide yakın olan kalktı ve gidip abdest aldı. Geriye de bazı kimseler kaldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içinde su bulunan taştan bir leğen getirildi. O da elini içine koydu. Faat leğen elini içinde açacak kadar geniş değildi. Bundan dolayı parmaklarını bir araya getirerek onları leğenin içine koydu. Orada bulunanların hepsi abdest aldılar." Ben (Enes'ten rivayet eden Humeyd): Kaç kişi idiler, diye sordum. O: "Seken kişi idiler" dedi

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions — Hadis No: 3576

Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ عَطِشَ النَّاسُ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ فَتَوَضَّأَ فَجَهَشَ النَّاسُ نَحْوَهُ، فَقَالَ ‏ "‏ مَا لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عِنْدَنَا مَاءٌ نَتَوَضَّأُ وَلاَ نَشْرَبُ إِلاَّ مَا بَيْنَ يَدَيْكَ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الرَّكْوَةِ فَجَعَلَ الْمَاءُ يَثُورُ بَيْنَ أَصَابِعِهِ كَأَمْثَالِ الْعُيُونِ، فَشَرِبْنَا وَتَوَضَّأْنَا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ لَوْ كُنَّا مِائَةَ أَلْفٍ لَكَفَانَا، كُنَّا خَمْسَ عَشْرَةَ مِائَةً‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a dedi ki: "Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde ise küçük bir su kabı vardı. Abdest aldı. Orada bulunanlar ona doğru hızlıca koşuşunca, ne oluyor size, dedi. Onlar: Şu önündekinden başka yanımızda abdest alacağımız, içeceğimiz su yok, dediler. O da elini o kaba koydu. Su, parmakları arasından pınarlar gibi fışkırmaya başladı. Bizler de su içtik ve abdest aldık." Ben (Cabir'den rivayet eden Salim b. Ebi'I-Ca'd): Kaç kişi idiniz, diye sordum. O şöyle dedi: "Yüzbin kişi dahi olsaydık bize yeterdi. Biz binbeşyüz kişi idik." Bu Hadis 4152,4153,4154,4854 ve 6539 numara ile gelecektir

Namaz
Detay →