← Ana sayfaya dön
HadisNikâhSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Wedlock, Marriage (Nikaah) — Hadis No: 5151

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَحَقُّ مَا أَوْفَيْتُمْ مِنَ الشُّرُوطِ أَنْ تُوفُوا بِهِ مَا اسْتَحْلَلْتُمْ بِهِ الْفُرُوجَ ‏"‏‏.‏

Tercüme

Ukbe'den rivayete göre, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yerine getirdiğiniz şartlar arasında eksiksiz yerine getirmeniz en hak olanı, kendisi ile fereleri kendinize helal kıldı ğın ız şartlardır." Diğer tahric: Hadisi Buhari (2721, 5151), Müslim (1418), Ebu Davud (2139), Nesai, s-kübra (5506); İbn Mace (1954), Tirmizi (1127), Ahmed, Müsned (17302), Tahavi, Şerh Müşkili'l-Asar (4862,4863,4864) ve İbn Hibban (4092) rivayet etmişlerdir. Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Nikahta şartlar," yani helal ve muteber olan şartlar. "Ömer: Haklar, şartların bulunduğu yerde biter, dedi." Bunu Said İbn Mansur, İsmail İbn Ubeydullah İbn Ebi'l-Muhacir yoluyla, o Abdurrahman İbn Gunm'dan diyerek mevsul olarak rivayet etmiştir. Abdurrahman dedi ki: Ömer ile birlikte idim. Diz kapağım onun diz kapağına değiyordu. Bir adam gelip: Ey mu'minlerin emiri dedi. Ben bu kadın ile evlendim ve ona kendisini yurdundan dışarı çıkarmama şartını kabul ettim. Oysa ben işim dolayısıyla şu şu diyarıara gidip geliyorum. Ömer: Onun şartına uymanı istemesi onun bir hakkıdır, dedi. Adam bunun üzerine: O halde erkekler helak oldu demektir. Çünkü bir kadın kocasını boşamak istedi mi mutlaka boşayabilecektir, dedi. Bunun üzerine Ömer: Mu'minler şartlarına bağlı kalırlar, haklarının bittiği yerde dururlar, dedi." "Kendisi ile fereleri kendinize helal kıldığınız ... " Yani riayet etmeye en layık olan şartlar, nikah şartlarıdır. Çünkü nikahın hukuku ihtiyat üzeredir ve nikah kapısı dar bir kapıdır. Hattabi der ki: Nikah ile ilgili şartlar farklı farklıdır. Kimi şartlara bağlı kalmak vaciptir. Bu da yüce Allah'ın emrettiği, kadını ya maruf bir şekilde nikahı altında tutmaktır ya da güzellikle salıvermektir. Kimi şartlara bağlı kalmak ittifakla kabul edilmemiştir. Bir kadının kumasının boşanmasını istemesi gibi. Bazı şartlara bağlı kalmak da ihtilaflıdır. Onun üzerine başka bir kadınla evlenmemesini yahut başka bir cariye ile birlikte olmamasını yahut kendi evinden kocasının evine götürülmemesini şart koşması gibi. Şafiilere göre nikah ile ilgili şartlar iki türlüdür: Kimi şartlar mehir ile alakalıdır. Bunların yerine getirilmesi icab eder. Kimi şartlar da mehrin dışındadır. Bunların hükmü de değişiktir. Bazı şartlar kocanın hakkı ile alakalıdır, ileride buna dair açıklamalar gelecektir. Kimi şartları da akdi yapan kişi, mehrin dışında kendi adına şart koşar. Denildiğine göre böyle bir şart mutlak olarak kadının hakkı olan bir şarttır. Bu Ata ve tabilnden bir grubun görüşüdür. es-Sevr! ve Ebu Ubeyd de bu görüştedir. Bu şart kim tarafından koşulmuşsa onun lehine olacağı da söylenmiştir. Bu görüşü Mesruk ve Ali İbn el-Hüseyn dile getirmiştir. Böyle bir şartın veliler arasında yalnızca babaya has olduğu da söylenmiştir. Şafil der ki: Eğer böyle bir şart bizzat akid esnasında koşulacak olursa o takdirde kadın için mehr-i misil icab eder. Şayet akdin dışında sözkonusu olursa icab etmez. Malik dedi ki: Eğer akid esnasında bu şart koşulursa mehrin genel çerçevesi içerisindedir. Şayet dışında ise koşulan şart kime bağışlanmışsa ona ait olur. Bu husus Nesai'nin rivayet etmiş olduğu merfu bir hadiste zikredilmiştir. Bu hadis İbn Cüreyc yoluyla Amr İbn Şuayb'dan, o babasından, o Abdullah İbn Amr İbn eı-As'dan diye rivayet edilmiştir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kadının nikahı mehir yahut bağış ya da bir söz üzere kıyılır ve nikah akdi gerçekleşmeden bu şart koşulursa, bunun kadına verilmesi, onun bir hakkıdır. Nikah akdinin gerçekleşmesinden sonra olursa bu şart kime verilirse ona ait olur. Erkeğe kendisi sebebiyle ikramda bulunmanın en uygun, kişi ise kızı ya da onun kızkardeşidir." Bunu Beyhaki, Haccac İbn Ertaa yoluyla Amr İbn Şuayb'den, o Urve'den, o Aişe'den diye buna yakın olarak da rivayet ettiği gibi, Tirmizi bu hadisi tahric ettikten sonra şunları söylemektedir: Ashab-ı kiram'dan kimi ilim adamına göre uygulama buna göredir. Bunlardan birisi Ömer'dir. O şöyle demiştir: "Erkek, kadın ile evlenirken onu (şehrinden) dışarıya çıkarmamayı şart koşarsa bu şarta uyması gerekir." Tirmizi dedi ki: Ali de: Allah'ın şartı onun şartının önüne geçmiştir, demiştir. (Tirmizi) dedi ki: Bu, es-Sevr! ile KOfeli bazı alimlerin de görüşüdür. Hadiste kastedilen ise caiz şartlardır, yasak kılınmış şartlar değildir. Ömer'den gelen rivayette ihtilaf edilmiştir. İbn Vehb ceyyid bir sene d ile Ubeyd İbn es-Sebbak'tan şunu rivayet etmektedir: "Bir adam bir kadın ile evlendi ve ona onu evinden (yurdundan) dışarı çıkarmama taahhüdünü verdi. Ömer'in huzurunda davalaştılar. Ömer şartı geçersiz kabul ederek: Kadın kocasıyla beraberdir, dedi." Ebu Ubeyd dedi ki: Bu hususta Ömer'den gelen rivayetler çelişkilidir. Birinci görüşü kabul edenler arasında Amr İbn eı-As vardır. Tabilnden Tavus ve Ebu'şŞa'sa da vardır. Aynı zamanda bu el-Evzai'nin görüşüdür. el-leys, es-Sevr! ve cumhur ise Ali'nin görüşünü benimsemiştir. Hatta o kadının mehr-i misli -mesela- yüz ise kocasının kendisini dışarı çıkarmaması şartıyla elliye razı olursa, kocası onu dışarı çıkartabilir ve ancak miktarı belirlenmiş olan mehri vermekle yükümlü tutulur. Hanefiler der ki: Bu durumda kadının mehrinden eksilttiği kadarını rücO edip geri alma hakkı vardır. Şafil der ki: Nikah sahihtir, şart geçersizdir, mehr-i misli de kocanın ödemesi gerekir. Ondan gelen bir başka rivayete göre nikah sahihtir ve mehrin tamamını hak eder, demiştir. Ebu Ubeyd dedi ki: Bizim kabul ettiğimiz görüşe gelince, biz bu hususta koca aleyhine hüküm vermemekle birlikte, şartına bağlı kalmasını emrederiz

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 67/86 (No: 5151)

https://sunnah.com/bukhari/67/86

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →