← Ana sayfaya dön
HadisNamazSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — To make the Heart Tender (Ar-Riqaq) — Hadis No: 6540

قَالَ الأَعْمَشُ حَدَّثَنِي عَمْرٌو، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَعْرَضَ وَأَشَاحَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَعْرَضَ وَأَشَاحَ ثَلاَثًا، حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ ‏"‏‏.‏

Tercüme

Adiy b. Hatim'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ateşten kendinizi koruyunuz!" buyurdu. Sonra yüzünü döndürüp çekti. Sonra "Ateşten korununuz!" buyurdu. Sonra yüzünü bulunduğUyıerrden çevirip çekti. Bunu üç defa yaptı. Hatta biz kendisini ateşe bakıyor zannettik. Sonra yine "Bir hurma yarısıyla bile olsa ateşten korununuz. Bunu da bulamayan, güzel bir sözle kendini ateşten korusun!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnceden İnceye Hesaba Çekilene Azab Edileceği." Başlıktaki "nukişe", "en-nakş" kökünden türemedir. Manası dikeni battığı yerden çıkarmak demektir. Bunun açıklaması daha önce Cihad Bölümünde geçmişti. Burada "münakaşa" kelimesinden maksat, inceden inceye hesaba çekilmek, az ve çok ne varsa tümünün hesabını sormak ve müsamahaya hiç yer vermemek demektir. "İntakaştu minhu hakki" yani ondan hakkımı milimine kadar istedim demektir. "Allahu Teala 'Kolay bir hesapla hesaba çekilecek' buyurmuyar mu?" dedim. Ahmed b. Hanbel'in bir başka isnadla nakline göre Aişe şöyle demiştir: Nebi s.a.v.'in namazıarından birinde "Allahümme hasibnf hisa ben yesfra = Ya Rabbi beni kolay bir hesapla hesaba çek!" diye dua ettiğini duydum. Namazını bitirince "Ya Resulallah' Kolay hesap nedir?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: "Allah'ın kulunun amel defterine bakması ue bunların hesabını sormamasıdır. Ya Aişe' Kim o gün inceden inceye hesaba çekilecek olursa helak olur" buyurdu (Ahmed b. Hanbel, VI, 48) "Kıyamet günü hesaba çekilen kimse muhakkak helak olur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sonunda şöyle dedi: 'Kıyamet günü inceden inceye hesaba çekilecek kimse muhakkak azab olunur.' Bu iki cümle aynı manaya varır. Çünkü "muhasebe"den maksat, hesabı yazmak demektir. Bu da münakaşayı gerektirir. Kim azab olunursa helak olur. Kurtubi el-Müfhim'de şöyle der: Hadisteki "husibe = hesaba çekilirse" yani inceden inceye hesaba çekilirse, "uzzibe = azab olunur" yani hesaba çekilmesinin ortaya çıkardığı kötülüklerinin karşılığı olarak ateşte aza b olunur, "heleke = helak olur" yani ateşte azabla helak olur demektir. Kurtubi şöyle der: Aişe r.anha "el-hisab" sözcüğünün zahiri manasını almıştır. Çünkü bu az ve çok her şeyin hesabının sorulması anlamına gelir. "Bu ancak bir arzdır." Kurtubi "bu ancak bir arzdır" cümlesinin manasını şöyleaçıklamıştır: Ayettesözü edilen hesap, -en-necva'daki İbn Ömer hadisinde ifade edildiği üzere- müminin amellerinin kendisine arz edilmesidir. Böylece Allahu Teala'ın onları kendisine dünyada iken örtme si ve ahirette affetmesi suretiyle onun lütfunu ve ihsanını anlaması hedeflenmiştir. Kadı lyaz şöyle der: "Uzzib = azab olunur" kelimesinin iki manası vardır. Birincisi inceden inceye hesaba çekilme, günahların arz edilmesi, geçmişte işlenen çirkin fiilleri bildirme anlamınadır. Azarlama aza b etmek demektir. İkinci manası ise bunun azabı hak etmeye yol açmasıdır. Çünkü kulun Allah katından olmayan hiçbir hasenesi yoktur. Çünkü o güzel fiili işlemeye kendisini Allah muktedir kılmış, o amel sayesinde kendisine lütufta bulunmuş ve onları kendisine göstermiştir. Zira Allah rızası için yapılan amel azdır. Bu ikinci manayı bir başka rivayetteki "heleke = helak oldu" fiili teyit etmektedir. Nevev! şöyle der: Yukarıdaki iki açıklamadan ikincisi doğrudur. Çünkü ihmal ve kusur etmek insanlarda yaygın bir niteliktir. Her kim inceden inceye hesaba çekilir ve müsamaha ile muamele görmezse helak olur. Bir başkası şöyle demiştir: Ayet ve hadis arasındaki çelişki şuradadır: Hadisin ifadesi inceden inceye hesaba çekilecek herkese azab edileceği noktasında geneldir. Ayet ise onların bazılarına aza b edilmeyeceğini ifade etmektedir. Bu çelişkiyi şöylece cem ve telif etmek mümkündür: Ayetteki "hisab" kelimesinden maksat arzdır. Arz, amelleri ortaya çıkarıp, izhar etmek ve onu işleyene günahlarını bildirmek ve sonra hesabını sormayıp, kendisini bağışlamaktır. "Fakat senden bundan daha kolayolan şey (yani tevhid) istenilmişW' denilir." Ebu Umran'ın rivayetine göre ona şöyle denir: "Sen Adem'in sulbünde iken bundan daha kalayını yani bana şirk koşmamanı istemiştim, fakat sen bundan yüz çevirdin ve bana şirk koştun." Sabit'in rivayetine göre ise "Senden bundan daha azını istemiştim ancak sen yapmadın denilir ve cehenneme atılması emri verilir." Kadı lyaz şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bununla Allahu Teala'ın "Rabbin Ademoğul/arından, onların bel/erinden zürriyetlerini çıkardl"(Araf 172) ayetine işaret etmektedir. Adem'in belinde iken kendilerinden alınan söz ve misak budur. Her kim dünyaya geldikten sonfa bu sözüne sadık kalırsa o mümindir. Kim de verdiği bu sözde durmazsa o da Yafirdir. Hadiste denilmek istenen şudur: Senden misakı aldığımda bunu isteq.ir.ı, ancak seni dünyaya çıkardığımda bundan vazgeçtin ve şirke düşmekten başkasını yapmadın. Burada yer alan "irade" kelimesin,dtm maksat, talep de olabilir. Buna göre mana sana emrettim ancak yapmadın' demek olur:- Çünkü; Allahu Teala'ın mülkünde ancak onun dilediği olur. Bazıları "irade" fiilinin iki şey karşılığında "irade-i 'takdir" ve "irade-i rıza" manasında olduğunu söylemişlerdir: İkincisi birincisine göre daha dar çerçevelidir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. İmam Nevev! şöyle demiştir: Bu hadisten çıkan sonçlardan birisi insanın "yekulu'lclahu = Allah söylüyor" demesinin caizliğidir. Ancak bazıları bunu mekruh görmüşler ve caiz olanın sadece "kala'I-lahu=Allah dedi ki" olduğunu söylemişlerdir. Ancak bu görüş, şaz, selef ve halef alimlerin görüşlerine muhaliftir. BirçQk hadis bizim yaklaşımımızı teyit etmektedir. Allahu Teala "Vallahu yekOlu'lhakka ve hüve yehdi's-sebf/= Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola o eriştirir"(Ahzab 4) buyurmaktadır. "Sizlerden her kim bir tek hurma yansıyla olsun ateşten korunmaya gücü yeterse bunu yapsın." Yani çok basit bir şeyle bile olsa sadaka ve iyilik ederek c.teşle aranıza koruyucu bir şey koyun. "i"I.teşten kendinizi koruyunuz' buyurdu, sonra yüzünü döndürüp. çekti." Hadis metnindeki "eşaha" ateşten kaçındığını gösterdi demektir., İbnü't-Tıyn "eşaha" yüz çevirdi "e büzüldü demektir. Bazıları ateşin kendisine gelmesinden korkan kimsenin _ -ıJtığı gibi yüzünü çevirdi demişlerdir. Bizim kanaatimize göre birinci mana daha isabetlidir. Çünkü yüzünü çevirme manası "a'rada" fiilinden anlaşılmaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: Bu hadis, az bile olsa sadakanın kabul edileceğine delildir. Hadiste sadaka "hoş kazanç" şeklinde kayıtlanmıştır. 2- Hadis, az bir sadaka veya başka iyiliği küçük görmemek gerektiğini işaret etmektedir. 3- Bu hadis, tühd ehli kimseleri destekleyen bir delildir. Çünkü onlar, yüzünü sağa ve sola çeviren helak olacaktır demişlerdir. Bu hüküm hadiste sözü edilen kişinin sağına ve soluna bakmasından anlaşılmaktadır ki hadiste geçen ifadeyle "iltifat"ın şekli budur. Bundan dolayı o kişi önüne baktığında kendisini ateş karşılamıştır. 4- Hadis, mahşerde bekleyen kimselere cehennem ateşinin yakın olduğuna delildir. İbn Hübeyre şöyle demiştir: Burada "güzel bir söz" den maksat hidayeti gösteren, aşağılık bir şeye engelolan veya iki kişi arasını düzelten ya da birbiriyle anlaşmazlık halinde olan iki kişi arasında hüküm veren ya da bir problemi çözen veya kapalı bir şıoyi açığa çıkaran ya da öfkeli bir kimseyi savuşturan veya gazaba kapılmış birisini sakinleştiren söz demektir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 81/129 (No: 6540)

https://sunnah.com/bukhari/81/129

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Revelation — Hadis No: 1

Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ ، قَالَ : حَدَّثَنَا سُفْيَانُ ، قَالَ : حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْأَنْصَارِيُّ ، قَالَ : أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ ، يَقُولُ : سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَلَى الْمِنْبَرِ، قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ : " إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ إِلَى امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ

Alkame b. Vakkâs el-Leysî'den: O şöyle demiştir: Ömer İbnu'l-Hattâb'ın minberde şöyle dediğini duydum: Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şunları söylediğini duydum: "Ameller niyetlere göredir ve herkes için niyet ettiğinin karşılığı vardır. Kimin hicreti elde edeceği dünyalığa veya evleneceği bir kadına ise hicreti, hicret ettiği şeyedir. Tekrar: 54, 2529, 3898, 5070, 6689, 6953. Diğer Tahric:: Müslim, imare; Ebu Davud Talak; Tirmizî, cihad; Nesâî, tahare, talak, eymân; İbn Mace, zühd; Ahmed b. Hanbel, I

Nikâh
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Revelation — Hadis No: 4

Hadis
قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ ـ وَهُوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ، فَقَالَ ـ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، إِذْ سَمِعْتُ صَوْتًا، مِنَ السَّمَاءِ، فَرَفَعْتُ بَصَرِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَرُعِبْتُ مِنْهُ، فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏ فَحَمِيَ الْوَحْىُ وَتَتَابَعَ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ وَأَبُو صَالِحٍ‏.‏ وَتَابَعَهُ هِلاَلُ بْنُ رَدَّادٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ وَمَعْمَرٌ ‏"‏ بَوَادِرُهُ ‏"‏‏.‏

Cabir b. Abdullah el-Ensari r.a. (O da hadîs-i sâbıkı rivâyet edip) şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem fetret-i vahiyden bahsederken söz arasında buyurdu ki: "Ben (bir gün) yürürken birdenbire gökyüzü tarafından bir ses işitttim. Başımı kaldırdım. Bir de baktım ki Hıra`da bana gelen Melek (yâni Cibrîl a.s.) semâ ile arz arasında bir kürsî üzerinde oturmuş. Pek ziyade korktum. (Evime) dönüp: beni örtün, beni örtün, dedim. Bunun üzerine Allahu Teâlâ (Müddessir suresinin ilk dört) ayet-i kerîmesini inzâl etti. Artık vahiy kızıştı da ardı arası kesilmedi. Tekrar:

Genel
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Revelation — Hadis No: 3

Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فِي النَّوْمِ، فَكَانَ لاَ يَرَى رُؤْيَا إِلاَّ جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ، ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلاَءُ، وَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ فَيَتَحَنَّثُ فِيهِ ـ وَهُوَ التَّعَبُّدُ ـ اللَّيَالِيَ ذَوَاتِ الْعَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَنْزِعَ إِلَى أَهْلِهِ، وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ، فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا، حَتَّى جَاءَهُ الْحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ، فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا أَنَا بِقَارِئٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ فَقُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ‏}‏ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَدَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ رضى الله عنها فَقَالَ ‏"‏ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي ‏"‏‏.‏ فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ، فَقَالَ لِخَدِيجَةَ وَأَخْبَرَهَا الْخَبَرَ ‏"‏ لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ خَدِيجَةُ كَلاَّ وَاللَّهِ مَا يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا، إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ‏.‏ فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى ابْنَ عَمِّ خَدِيجَةَ ـ وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ يَكْتُبُ الْكِتَابَ الْعِبْرَانِيَّ، فَيَكْتُبُ مِنَ الإِنْجِيلِ بِالْعِبْرَانِيَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكْتُبَ، وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ ـ فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ يَا ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَبَرَ مَا رَأَى‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي نَزَّلَ اللَّهُ عَلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا، لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا إِذْ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَوَمُخْرِجِيَّ هُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ، لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمِثْلِ مَا جِئْتَ بِهِ إِلاَّ عُودِيَ، وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا‏.‏ ثُمَّ لَمْ يَنْشَبْ وَرَقَةُ أَنْ تُوُفِّيَ وَفَتَرَ الْوَحْىُ‏.‏

Mu’minlerin annesi Aişe r.anha.’dan (dedilerki:) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in ilk vahiy başlangıcı uykuda rü`ya-yı saliha (yani sıdık –doğru- rüya) görmekle olmuştur. Hiçbir rü`ya görmezdi ki sabah aydınlığı gibi aynen çıkardı. Ondan sonra kalbine yalnızlık sevgisi yerleştirildi. Artık Hira (dağın)`daki mağara içinde yalnızlığa çekilir, oradan ailesinin yanına gelinceye kadar sayısı belirli gecelerde tahannüs -ki taabbüd demektir.- eder bir süre sonra) yine azık alıp mağaraya geri giderdi. Sonra yine Hatice'nin yanına dönüp, bir o kadar zaman için azık tedarik ederdi. Nihayet Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`e birgün Hira mağarasında bulunduğu sırada (emr-i) Hak (yani vahiy) geldi. Şöyle ki Ona Melek gelip: (İkra) yani "Oku" dedi. O da: "Ben okumak bilmem." cevabını verdi. Zat-ı Akdesi Risalet-Penahî buyurur ki o zaman Melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: (İkra) dedi. Ben de ona: "Okumak bilmem." dedim. Yine beni alıp ikinci def`a takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: (İkra) dedi. Ben de: "Okumak bilmem." dedim. Nihayet beni yine alıp üçüncü def`a sıkıştırdı. Sonra beni bıraktı:

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Belief — Hadis No: 50

Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَارِزًا يَوْمًا لِلنَّاسِ، فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ فَقَالَ مَا الإِيمَانُ قَالَ ‏"‏ الإِيمَانُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَبِلِقَائِهِ وَرُسُلِهِ، وَتُؤْمِنَ بِالْبَعْثِ ‏"‏‏.‏ قَالَ مَا الإِسْلاَمُ قَالَ ‏"‏ الإِسْلاَمُ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكَ بِهِ، وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ، وَتُؤَدِّيَ الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ ‏"‏‏.‏ قَالَ مَا الإِحْسَانُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ مَتَى السَّاعَةُ قَالَ ‏"‏ مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ، وَسَأُخْبِرُكَ عَنْ أَشْرَاطِهَا إِذَا وَلَدَتِ الأَمَةُ رَبَّهَا، وَإِذَا تَطَاوَلَ رُعَاةُ الإِبِلِ الْبُهْمُ فِي الْبُنْيَانِ، فِي خَمْسٍ لاَ يَعْلَمُهُنَّ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ تَلاَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏{‏إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ ثُمَّ أَدْبَرَ فَقَالَ ‏"‏ رُدُّوهُ ‏"‏‏.‏ فَلَمْ يَرَوْا شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَذَا جِبْرِيلُ جَاءَ يُعَلِّمُ النَّاسَ دِينَهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ جَعَلَ ذَلِكَ كُلَّهُ مِنَ الإِيمَانِ‏.‏

Ebu Hureyre Radiyallahu anh şöyle demiştir: Bir gün Resulullâh sallallahu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (yanına) biri gelip: "İman nedir?" diye sordu. "iman; Allâha, Meleklerine, Allâh`a kavuşmaya, Nebilerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır." cevâbını verdi. "Ya İslâm nedir?" dedi. "İslâm; Allâh`a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O`na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazanda da oruç tutmaktır." buyurdu. (Ondan sonra) "Ya ihsân nedir?" diye sordu. "Allâh`a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh`ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür." buyurdu. "Kıyâmet ne zaman?" dedi. (Bunun üzerine) buyurdu ki: "Bu mes`elede sorulan, sorandan daha âlim değildir. (Şu kadar var ki Kıyâmet`den evvel zuhur edecek) alâmetlerini sana haber vereyim: Ne zaman (satılmış) câriye, sâhibini (yâni efendisini) doğurur, kim idikleri belirsiz deve çobanları (yüksek) binâ kurmakta birbiriyle yarışa çıkarlarsa (Kıyâmet`den evvelki alâmetler görünmüş olur. Kıyâmet`in vakti) Allâh`dan başka kimsenin bilmediği beş şeyden biridir. " Ondan sonra Nebiyy-i Muhterem salla`llahu aleyhi ve sellem

Oruç
Detay →