← Ana sayfaya dön
HadisAileSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — To make the Heart Tender (Ar-Riqaq) — Hadis No: 6446

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ ‏"‏‏.‏

Tercüme

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Zenginlik mal çokluğundan meydana gelmez. Fakat asıl zenginlik insanın gönül zenginliğidir" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Asıl Zenginliğin Kalp Zenginliği Olduğu." Yani zenginlikle nitelenmiş olan kimse ister malı az, ister malı çok olsun asıl zenginliğin kalp zenginliği olduğu. "Sanıyorlar mı ki onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar." Ayetin manası şudur: Onlara rızık olarak verdiğimiz malı nezdimizde şerefli oldukları için verdiğimizi mi zannediyorlar? Eğer böyle zannediyorlarsa hata ediyorlar. Tam tersine o bir istidrac (yavaş yavaş helake yaklaştırmaldır. Nitekim Allahu Teala bu mealde şöyle buyurur: "İnkar edenler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. "(Al-i İmran 178) "Ayrıca onların bundan öte birtakım işleri vardır ki onlar bu işleri yapar dururlar" ifadesine gelince, bundan maksat yöneldikleri küfür veya iman gibi ameldir. İbn Uyeyne'nin tefsirindeki şu sözü buna işaret etmektedir: "Onlar bu kötü işleri henüz yapmadılar fakat ölümlerinden önce onları muhakkak yapacaklard1r." Bu tip bir açıklamayı ondan önce Süddi' ve bir grup bilgin yapmış ve şöyle demişlerdir: Ayetin manası şudur: Ben onların aleyhine birtakım kötü ameller yazdım. Bunları azap hükmü haklarında tahakkuk etsin diye ölmeden önce mutlaka yapacaklardır. Yukarıdaki ayetin hadisle münasebetine gelince, malın hayırlı olması zatından kaynaklanmamaktadır. Aksine genelolarak "hayır" şeklinde isimlendirilse de ona taalluk eden şeye göre gerçekleşmektedir. Çok mala sahip olan kimse de zatı itibariyle zengin değildir. Aksine o malı tasarrufuna göre zengindir. Kişi gönlü itibariyle zenginse malını çeşitli iyilik ve Allah'a yakınlık yerleri olan vacip ve müstehablara sarfetmekten geri durmaz. Gönlü fakirse o zaman malı bitip tükenecek korkusuyla kendisine emredilen yerlere harcamaktan kaçınır. Bu kişi aslında elinde malolduğu halde sureten ve manen fakirdir. Çünkü elindeki maldan ne dünyada, ne de ahirette yararlanmamaktadır. Hatta bu malonun aleyhine vebal bile olabilir. "An kesreti'l-arad" Buradaki "an" sebep bildirmektedir. Hadiste geçen "elarad" dünya metaı olarak kendisinden yararlanılan şey demektir. İbn Battal hadise şu manayı vermiştir: Zenginliğin aslı ve esası mal çokluğu değildir. Çünkü Allahu Teala'ın eline mal genişliği verdiği kimselerden birçokları kendisine verilenden yararlanmaz. Elindeki malı daha da arttırmaya çaba harcar ve o malın nereden geldiğine aldırmaz. Böyle bir kimse, mala olan aşırı hırsından dolayı adeta fakir gibidir. Asıl zenginlik ise gönül zenginliğidir. Gönül zenginliği kişinin sanki zenginmiş gibi kendisine verileni yeterli görmesi, buna kanaat etmesi, razı olması, daha da arttırma hırsı içinde olmadığı gibi, para kazanmada ısrar etmemesidir. Kurtubi' şöyle demiştir: Hadisin manası yararlı olan veya büyük ya da övülen zenginlik gönül zenginliğidir şeklindedir. Açıklamasına gelince, kişinin nefsi müstağni olduğunda tamah edilecek şeylerden kaçınır, böylece nefsin tamah edilecek şeylerden uzak durur, aziz olur, büyük olur ve gönlü fakir olan kimsenin elde edeceği zenginlikten daha çok itibar, nezihlik, şeref ve övgü elde eder. Zira gönlü fakir olan kimseyi bu tamahı himmeti düşük ve cimri olduğu için aşağılık işlere ve değersiz fiillere yuvarlar. Böyle bir kimseyi kınayan çok olur ve o insanların nazarında itibarı düşük olur ve böyle bir şahıs hakirin en hakiri, zelilin en zelili olur. Kısacası "gönül zenginliği" ile vasıflı olan kimse Allah'ın kendine verdiği rızka kani olur, ihtiyaç yokken daha fazlasına hırsla sarılmaz, mal talep etmede ve istemede ısrarlı olmaz. Tam tersine Allah'ın kendisine taksim ettiğine razı olur. Sanki o sonsuza kadar zengin gibi bir tavır takınır. Gönlü fakir olan kimse ise bunun tam zıttıdır. Çünkü o kendisine verilene kani olmaz. Aksine imkan bulduğu her yönden malını daha da arttırma talebi içinde olur. Öte yandan matlubunu elden kaçırdığında -sanki yoksulmuş gibi- üzülür, esef eder. Çünkü o kendisine verilenle yetinmemektedir. Sanki ihtiyacı olmayan bir kimse değil gibidir. Öte yandan gönül zenginliği esasen Allah'ın kazasına rıza ve emrine teslimden kaynaklanır. Bilindiği üzere Allah'ın katında olan daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Gönül zengini hırs ve talepten yüz çevirir. Şair ne güzel der: İhtiyaca yeten miktara derler gönül zenginliği diye Çıkarsa bir şey bunun üzerine döner zenginlik fakirliğe' Tıybi şöyle demiştir: Gönül zenginliği ile ilmi ve am eli kemalıeri elde etmek de kastedilmiş olabilir. Şairin biri buna şöyle işaret eder: Harcarsa kim vaktini hep mal peşinde! Olursa korkusu fakirlik, fakirlik asılodur işte! Şairin demek istediği, kişinin vakitlerini gerçek zenginlik peşinde harcamasının daha isabetli olduğudur ki bu da kemalatı elde etmektir. Gönül zenginliği mal toplamak değildir. Çünkü bununla kişinin ancak fakirliği artar. Öte yandan bu söylenenin kastedilmiş olması mümkün olmakla birlikte daha önceki açıklamanın kastedilmiş olma ihtimali daha ağır basmaktadır. Gönül zenginliği ancak kalp zenginliği ile elde edilir. Bu da kişinin tüm işlerinde Rabbine ihtiyaç duymasıyla meydana gelir. Netice olarak Allahu Teala'ın veren ve mani olan olduğu tahakkuk eder. Böylece kişi Rabbinin kazasına razı olur, verdiği nimetlere şükreder ve başına gelen sıkıntıların giderilmesinde ona sığımr. Kalbin Rabbine ihtiyaç duygusundan kişinin Rabbinden başkasına muhtaç olmadığı duygusu çıkar. "Ve vecedeke ailen fe ağ na = O seni fakir bulup zengin etmedi mi?"(Duha 8) ayetinde yer alan "zenginlik" "gönül zenginliği" şeklinde yorumlamr. Çünkü bu ayet Mekke'de inmiştir. Hz. Nebi'in Hayber ve başka yerler fethedilmeden önce mal darlığı içinde olduğu herkesçe malumdur. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 81/35 (No: 6446)

https://sunnah.com/bukhari/81/35

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →