← Ana sayfaya dön
HadisAhlâkSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Oneness, Uniqueness of Allah (Tawheed) — Hadis No: 7378

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا أَحَدٌ أَصْبَرُ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ، يَدَّعُونَ لَهُ الْوَلَدَ، ثُمَّ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ ‏"‏‏.‏

Tercüme

Ebu Musa el-Eş'ari'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu eza (verici isnad ve iftira) ya Allah'tan çok sabırlı değildir. İnsanlar Allah'a oğul isnad ederler de sonra Allah yine onları (afetlerden) selamette kılar ve (her türlü nimetlerle) rızıklandırıp (yaşatır). " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu eza (verici isnad ve iftira)ya Allah'tan çok sabırlı değildir." Bu hadisin açıklaması Edeb Bölümünde geçmişti. Hadise burada yer verilmesinin sebebi "onları (afetlerden) selamette kılar ve (her türlü nimetlerle) rızıklandmp (yaşatır)" ifadesiyle "isnad ederler" cümlesidir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu başlık, Yüce Allah'ın iki sıfatını içermektedir. Bunlar zatı sıfatlarıyla, mı sıfatıdır. Rızık vermek Yüce Allah'ın fiillerinden biridir. O, Allah'ın fiil sıfatlarındandır. Zira rızık veren niteliği, bir rızıklananın bulunmasını gerektirir. Yüce Allah ezelde vardı, ancak rızıklanan hiç kimse yoktu. Orada mevcut olmayan her şey sonradan olmadır (muhdes). Yüce Allah Rezzak olarak vasıftanmıştır. O mahlukatı yaratmadan önce kendisini Rezzak olarak nitelemiştir. Bu, rızıklanacak kimseleri yarattığında onlara rızık verecek anlamındadır. Kuvvet, Allah'ın zat sıfatlarındandır. Kuwet, kudret manasındadır. Yüce Allah her zaman kuvvet ve kudret sahibidir. Onun kudreti mevcuttur, zatı ile kaimdir ve ona kadir olanların hükmünü vermektedir. Ayette geçen "el-metin" kuvvetli anlamındadır. Kelime sözlükte sabit ve sahih olan manasınadır. Beyhaki şöyle demiştir: Kuvvetli ve kudreti tam olan bir varlığa hiçbir durumda acizlik nispet edilmez. Dolayısıyla kelimenin manası, kudret ve kadir köküne dayanır. Bu hüküm, "Allah kudretle değil, kendi nefsiyle kadirdir. Çünkü "kuvvet" "kudret" manasındadır. Yüce Allah yukarıdaki ayette "zülkuvve=kuvvet sahibi" ifadesini kullanmaktadır" diyen görüşü reddetmektedir. Hadiste yer alan "asberu=en sabırlı" kelimesi, sabır kökünden ism-i tafdildir. Yüce Allah'ın Esma-i hüsna'sından birisi de "es-sabur=çok sabırlı" sıfatıdır. Bunun manası asi olanlara acele ile cezalarını vermez demektir. Kelime "el-halim" sıfatına anlamca yakındır. "el-Halim" selamet konusunda ukubetten daha vurguludur. "el-Eza" kelimesinden maksat onun Nebilerine ve salih kullarına yapılan eziyettir. Zira yaratıkların ona eziyet vermeleri imkansızdır. Çünkü eziyet edilme, noksanlık sıfatıdır. Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir. Yüce Allah intikamını herhangi bir kimsenin zorlaması altında kalarak değil, kendisinden bir lütuf olarak erteler. Allah'ın eşinin ve çocuğunun olmadığını söyleyen Nebileri yalanlamak, onlara eziyet vermek demektir. Eziyetin Allah'a izafe edilmesi onlara tepki koymada abartı ve sözlerinin vebalinin ne kadar ağır olduğunu vurgulamak içindir. Yüce Allah'ın "Allah ve Resulünü incitenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır. "(Ahzab 57) ayeti de bu kabildendir. Çünkü ayetin manası Allah'ın ve Resulünün dostlarını incitenler demektir. Bu durumda muzaf (tamlanan) muzafun i1eyh (tamlayan) yerine konulmuştur. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Bu ayetin hadisle uygunluk yönü Allah'ın kudretine delalet eden rızık ve kuvvet sıfatlarını kapsamasından dolayıdır. Rızıktan başlayacak olursak bu "Rızıklandınp, yaşatır" ifadesinde gayet açıktır. Kuvvete gelince, bu da "Çok sabırlıdır" ifadesinden anlaşılmaktadır. Çünkü kelimede kullar kendisine kötülük ettiği halde -insanların karakteri aksine- Yüce Allah'ın onlara ihsan etmeye kudreti olduğuna işaret vardır. İnsanoğlu ise -şer'an üstlenmesi hariç- kendisine kötü davranana iyilikte bulunma gücünü kendinde bulamaz. Bunun sebebine gelince, yok olma korkusu insanı derhal karşıdaki kişiye ceza ile ödül vermeye sevkeder. Yüce Allah şu anda ve gelecekte buna kadirdir. Onu hiçbir şeyaciz bırakamayacağı gibi yok da edemez

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 97/8 (No: 7378)

https://sunnah.com/bukhari/97/8

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →