← Ana sayfaya dön
HadisHac & UmreSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4044

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَقِينَا الْمُشْرِكِينَ يَوْمَئِذٍ، وَأَجْلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَيْشًا مِنَ الرُّمَاةِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَبْدَ اللَّهِ وَقَالَ ‏"‏ لاَ تَبْرَحُوا، إِنْ رَأَيْتُمُونَا ظَهَرْنَا عَلَيْهِمْ فَلاَ تَبْرَحُوا وَإِنْ رَأَيْتُمُوهُمْ ظَهَرُوا عَلَيْنَا فَلاَ تُعِينُونَا ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا لَقِينَا هَرَبُوا حَتَّى رَأَيْتُ النِّسَاءَ يَشْتَدِدْنَ فِي الْجَبَلِ، رَفَعْنَ عَنْ سُوقِهِنَّ قَدْ بَدَتْ خَلاَخِلُهُنَّ، فَأَخَذُوا يَقُولُونَ الْغَنِيمَةَ الْغَنِيمَةَ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ عَهِدَ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ تَبْرَحُوا‏.‏ فَأَبَوْا، فَلَمَّا أَبَوْا صُرِفَ وُجُوهُهُمْ، فَأُصِيبَ سَبْعُونَ قَتِيلاً، وَأَشْرَفَ أَبُو سُفْيَانَ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ مُحَمَّدٌ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تُجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ قَالَ ‏"‏ لاَ تُجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنَّ هَؤُلاَءِ قُتِلُوا، فَلَوْ كَانُوا أَحْيَاءً لأَجَابُوا، فَلَمْ يَمْلِكْ عُمَرُ نَفْسَهُ فَقَالَ كَذَبْتَ يَا عَدُوَّ اللَّهِ، أَبْقَى اللَّهُ عَلَيْكَ مَا يُخْزِيكَ‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ أُعْلُ هُبَلْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا مَا نَقُولُ قَالَ ‏"‏ قُولُوا اللَّهُ أَعْلَى وَأَجَلُّ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ لَنَا الْعُزَّى وَلاَ عُزَّى لَكُمْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَجِيبُوهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا مَا نَقُولُ قَالَ ‏"‏ قُولُوا اللَّهُ مَوْلاَنَا وَلاَ مَوْلَى لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ يَوْمٌ بِيَوْمِ بَدْرٍ، وَالْحَرْبُ سِجَالٌ، وَتَجِدُونَ مُثْلَةً لَمْ آمُرْ بِهَا وَلَمْ تَسُؤْنِي‏.‏ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ اصْطَبَحَ الْخَمْرَ يَوْمَ أُحُدٍ نَاسٌ ثُمَّ قُتِلُوا شُهَدَاءَ‏.‏

Tercüme

Bera r.a. dedi ki: "O gün müşriklerle karşılaştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem okçulardan oluşan bir askeri birliği konuşlandırdı ve başlarına Abdullah (b. Cubeyr)'ı kumandan tayin ederek, buradan ayrılmayın, bizim onlara karşı zafer kazandığımızı görseniz dahi yine ayrılmayın. Onların bize karşı zafer kazandıklarını görseniz gelip bize yardım etmeyin, dedi. Birbirimizle karşı karşıya gelince müşrikler kaçtılar. Öyle ki kadınların dağa doğru hızlıca koştuklarını gördüm. Elbiselerinin eteklerini yukarı doğru çektiklerinden baldırıarı, halhalları görününceye kadar açılmıştı. (Okçular): Haydi ganimete, haydi ganimete koşalım, demeye koyuldular.. Fakat Abdullah (b. Cubeyr): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana buradan ayrılmayın diye emretmişti, dediyse de onun dediğini kabul etmediler, ama yerlerinde durmayı kabul etmeyince de nereye gideceklerini şaşırdılar. Yetmiş kişi öldürüldü. Ebu Süfyan yüksekçe bir yere çıkarak: Hayattakiler arasında Muhammed var mıdır, diye sordu. Allah Resulü: Ona karşılık vermeyin, diye buyurdu. Peki, hayattakiler arasında Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) var mı, diye sordu. Allah Resulü: Ona cevap vermeyin, diye buyurdu. Bu sefer: Hayattakiler arasında Hattab'ın oğlu (Ömer) var mı, diye sordu. (Cevap alamayınca) bunlar öldürüldüler. Hayatta olsalardı karşılık verirlerdi, dedi. Fakat Ömer kendisini tutamayarak: Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı, Allah seni üzecek şekilde bunları hayatta bıraktı, diye cevap verdi. Ebu Süfyan: Yücel ey Hubel, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz, diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah. daha üstün, daha. yücedir, (deyiniz diye buyurdu. Ebu Süfyan: Bizim Uzza'mlZ var, sizin Uzza'nız yok dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah bizim mevlamızdır, sizinse mevlanız yok deyiniz, diye buyurdu. Ebu Süfyan dedi ki: Bedir'e karşılık (işte böyle) bir gün. Savaş danöbetleşedir. Ölülerin azalarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz. Böyle yapılmasını ben emretmediğim gibi bundan rahatsız da oITadım'. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Emre itaat etmeyince nereye gideceklerini de bilemediler." Şaşırıp kaIdıIar, nereye doğru gidecekIerini bilemediler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oniki kişi dışında kimse sebat etmedi. TaberTde, es-Süddt yoIuyIa şöyle dediği nakledilmektedir: "Ashab etrafa dağıldı. Kimileri Medine'ye girdi, kimileri dağa çıktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise yerinde sebat ederek insanları Allah'a davet etti. İbn Kamia denilen kişi ona bir taş attı, burnunu ve ön dişini kırdı, yüzünü de ağır bir şekilde yaraladı. Otuz kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü ve onu korumaya başladılar. Aralarından Talha ile SehI b. Huneyf onu taşıdı. TaIha'ya bir ok atıIdı, bundan doIayı eli felç oIdu. Dağa doğru kaçanIardan bazıIarı: Keşke bizden bir elçi Abdullah b. Ubey'e giderek bizim• için Ebu Süf)an'dan em an istemesini söyIesr; dediler. Enes b. en-Nadr ise şöyIe dedi: ArkadaşIar, eğer Muhammed öldürüldü ise Muhammed'in Rabbi öIdürüImedi. Haydi o ne için savaştıysa siz de onun uğrunda savaşınız." Daha sonra -birazdan geIeceği gibi- onun öldürüIme oIayını kaydetmektedir. ResuIullah sallallahu aleyhi ve sellem dağa yönelince ashabından bir adam ona bir ok atmak istedi. Ona: Ben Allah'ın RasuIuyüm dedi. Onlar da bunu işitince buna sevindiler, etrafında topIandılar, kaçanIar da geri döndüIer. İIeride ayrı bir başlıkta Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünü kimin yaraIadığı ile ilgili açıklamaIar geIecektir. "Yetmiş kişi şehit oIdu." Zuheyr'in rivayetinde "onIardan bir kesim isabet aldı" denilmektedir ki, Müslümanlardan bir kesim anlamındadır. Said b. Mansur da Ebu'd-Duha'dan mürseI bir rivayet oIarak şöyle dediğini rivayet eder: "O gün -Uhud günü- yetmiş kişi öIdürüIdü, dördü muhacirlerdendi. BunIar: Hamza, Mus'ab b. Umeyr, Abdullah b. Cahş ve Şemmas b. Osman'dır, diğerleri ise Ensardandı." "AlIah senin üzüImene sebep olacak kimseleri hayatta bıraktı." Zuheyr ayrıca: "Senin saydıkIarının hepsi şüphesiz hayattadırla: " ilavesini yapmaktadır. "YüceI ey HubeI!" İbn İshak dedi ki: YüceI ey HubeI, sözü, senin dinin muzaffer oldu, demektir. "MüsIe" ile ilgili oIarak İbn Faris şöyIe demektedir: ÖIdürüIene müsIe yapmak onun kuIağını, burnunu ve benzeri azalarını kesrnek demektir. İbn İshak dedi ki: Bana Salih b. Keysan anIatarak dedi ki: "Hind ve beraberindeki kadınIar (savaş meydanına) çıkıp ölenIerin kulaklarını, burunlarını kr;serek müsle yaptıIar. Hatta Hint bunIardan kemer ve gerdanlık dahi yaptı. Kemerini ve gerdanlığını -yani üzerinde bulunan kemer ve gerdanlığı- da Vahşi'ye Hamza'yı öldürmesine karşılık mükafat olarak verdi. Hamza'nın karnını deşerek ciğerini çıkardı ve çiğnemeye başladı. Onu yutamadığı için ağzından attı. "Yapılmasını emretmediğin ve rahatsız almadığın (bir müsle göreceksiniz)." Yani bu iş her ne kadar benim emretmediğim halde yapıldıysa da bundan rahatsız olmadım. Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar 1- Ebu Bekir 'in ve Ömer'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde özel bir konumu vardı. Öyle ki onun düşmanları bile başkalarının bu konumda olmadığını biliyorlardı.. Çünkü Ebu Süfyan onların dışında kimseyi sormadı. 2- Kişi Allah'ın nimetini hatırlarnaiı ve onun şükrünü eda etmekten aciz olduğunu itiraf etmeli .. 3- Yasaklanan bir şeyi işlemenin uğursuz olduğu ve bunun zararının emre itaat etmeyen kimseleri dahi kapsayabileceği. Nitekim yüce Allah: "Aranızdan yalnızca zulmedenlere gelip çatmakla kalmayacak bir fitneden sakınınız" [Enfal, 25] diye buyurmaktadır. 4- Dünyasını tercih eden bir kimse ahiretine zarar verir, üstelik dünyalığını da elde edemez. Ashab-ı kiram, başa gelen bu musibetten yararlanmış ve benzeri bir hale dönmekten alabildiğine sakınmış, itaatte oldukça hassas davranmış ve aslında kendilerinden olmamakla birlikte kendilerindenmiş gibi görünen düşmanlarına karşı gerektiği gibi korunmaya çalışmışlardır. İşte şam yüce Allah yine Ali İmran suresinde buna şöylece işaret etmektedir: "İşte o günleri biz, insanlar arasında döndürür dururuz ... Bir de Allah mu'minleri temizlesin, kafirleri de helak etsin." (Ali İmran, 140-141) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah mu'minleri üzerinde bulunduğumuz bu hale rağmen asla terk etmez. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır." (Ali İmn3n)

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 64/90 (No: 4044)

https://sunnah.com/bukhari/64/90

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →