← Ana sayfaya dön
HadisHac & UmreSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Merits of the Helpers in Madinah (Ansaar) — Hadis No: 3814

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَتَيْتُ الْمَدِينَةَ فَلَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَلاَمٍ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ أَلاَ تَجِيءُ فَأُطْعِمَكَ سَوِيقًا وَتَمْرًا، وَتَدْخُلَ فِي بَيْتٍ ثُمَّ قَالَ إِنَّكَ بِأَرْضٍ الرِّبَا بِهَا فَاشٍ، إِذَا كَانَ لَكَ عَلَى رَجُلٍ حَقٌّ فَأَهْدَى إِلَيْكَ حِمْلَ تِبْنٍ، أَوْ حِمْلَ شَعِيرٍ أَوْ حِمْلَ قَتٍّ، فَلاَ تَأْخُذْهُ، فَإِنَّهُ رِبًا‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرِ النَّضْرُ وَأَبُو دَاوُدَ وَوَهْبٌ عَنْ شُعْبَةَ الْبَيْتَ‏.‏

Tercüme

Said b. Ebi Burde, babasından rivayetle dedi ki: "Medine'ye gittim. Abdullah b. Selam r.a. ile karşılaştım: Benimle gelmez misin? Sana sevik ve hurma yedireceğim ve bir evin içerisine girmiş olacaksın, dedikten sonra şunları ekledi: Sen ribanın yaygın olduğu biryerde bulunuyorsun. Bir kimseden bir alacağın var da o sana bir saman çöpü yahut bir arpa ağırlığı kadar bir şey ya da bir yük alaf hediye edecek olursa şüphesiz ki bu bir ribadır. " Bu Hadis 7342 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Abdullah b. Selam" b. el-Haris "in menkıbeleri" Kaynuka oğullarındandır. Bunlar da es-Sıddik Yusuf aleyhissel€ım'ın soyundandıriar. Cahiliye döneminde Abdullah b. Selam'ın adı el-Husayn idi. Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem ona Abdullah adını vermiştir. Bu rivayeti ibn Mace zikretmektedir. O Ensardan el-Hazreclilerle antlaşması olan birisi idi. Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in Medine'ye ilk geldiği sıralarda islama girmiştir. ileride buna dair açıklamalar Hicretin baş taraflarında gelecektir.(3938 numaralı hadiste) Abdullah b. Selam 43 h. yılında vefat etmiştir. " ... duymuş değilim." Bunun açıklaması zor görülmüştür. Çünkü Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem, Abdullah b. Selam dışında daha başka kimseler hakkında da cennet ehlinden olduklarını söylemiştir. Sa'd (b. Ebi Vakkası'ın bunu bilmemiş olması da uzak bir ihtimaldir. Ancak buna şöylece cevap verilmiştir: O kendisini tezkiye etmekten hoşlanmamıştır.. Çünkü kendisi de bu şekilde müjdelenen on kişiden birisidir. Ancak buna şöyle cevap verilmiştir: Bu durum başkası hakkında aynı şeyi işitmemiş olmasını gerektirmez. Bana göründüğü kadarıyla şu şekilde cevap verilebilir: O bu sözünü cennetle müjdelenmiş kimselerin vefatından sonra söylemiştir. Çünkü Abdullah b. Selam onlardan sonra yaşamış ve Sa"d ile Said dışında cennetle müjdelenen on kişiden kimse onunla birlikte o tarihlere kadar yaşamamıştır. Bu da Sa'd b. Ebi Vakkas'ın: "Yer üzerinde yürüyen" ifadesinden anlaşılabilir. İshak b. et-Tabba'ın, Malik'ten naklettiği ve Darakutnı'de yer alan rivayette de şöyle denilmektedir: "Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in hayatta olup, yeryüzünde yürüyen herhangi bir kimse için "O cennet ehlindendir dediğini işitmedim." İbn Hibban da, Mus'ab b. Sa'd yoluyla babasından bu hadisin vünld sebebini şu lafızIa zikretmektedir: "Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim: Şimdi yanınıza cennet ehlinden birisi gelecektir. Hemen Abdullah b. Selam girdi." "Yanıma bir minsaf' yani hizmetçi "geldL" "Sen ribanın yaygın olduğu bir yerdesin" sözleriyle kastettiği Irak topraklandır. "Şüphesiz ki o bir ribadır." Muhtemelen bu Abdullah b. Selam'ın kendi görüşüdür. Yoksa fukaha ancak şart koşulması halinde bunların riba olacağını söylemişlerdir. Ancak vera' (şüphe ihtimali bulunan şeylerden kaçınmak) bu gibi hediyeleri kabul etmemeyi gerektirir

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 63/39 (No: 3814)

https://sunnah.com/bukhari/63/39

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →