← Ana sayfaya dön
HadisAhlâkSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Medicine — Hadis No: 5735

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْفُثُ عَلَى نَفْسِهِ فِي الْمَرَضِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، فَلَمَّا ثَقُلَ كُنْتُ أَنْفِثُ عَلَيْهِ بِهِنَّ، وَأَمْسَحُ بِيَدِ نَفْسِهِ لِبَرَكَتِهَا‏.‏ فَسَأَلْتُ الزُّهْرِيَّ كَيْفَ يَنْفِثُ قَالَ كَانَ يَنْفِثُ عَلَى يَدَيْهِ، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ‏.‏

Tercüme

Ma'mer'den, o ez-Zühri'den, o Urve'den, o Aişe r.anha'dan rivayet ettiğine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -vefatı ile neticelenen hastalığında- muawizatı okuyarak kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaşınca ben onları okuyup ona üflüyor ve bereketi dolayısı ile kendi elini vücuduna sürüyordum." Malmer dedi ki: ez-Zühri'ye: Nasıl üfler(di) diye sordum. O: Ellerine üfler, SOnra da ellerini yüzüne sürerdi, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "KUr'El.n ile ve muavvizat ile rukye yapmak." Burada muavvizatın Kur'an'a atfedilmesi, özelin genele atfedilmesi kabilindendir. Çünkü "muavvizat"tan maksat, daha önce Tefsir bölümünün sonlarında geçtiği gibi Felak, Nas ve Ihlas sureleridir. Bu durumda bu isimlendirme tağııb kabilindendir. (Çünkü İhlas suresinde istiaze ifadesi bulunmamaktadır.) İlim adamları üç şartın bulunması halinde rukye yapmanın caiz olduğunu icma' ile kabul etmiş bulunmaktadırlar: Bu rukye yüce Allah'ın kelamı yahut isim ve sıfatları ile olmalıdır. Arapça ya da Arapça olmayıp anlamı bilinen sözlerle yapılmalıdır; rukyenin bizatihi kendisinin değil, aksine yüce Allah'ın etkili olduğuna inanılmalıdır. Bu sonuncularının şart olup olmadığı hususunda ilim adamları ihtilaf etmişolmakla birlikte, tercihe değer olan, sözü edilen bu şartların göz önünde bulundurulmasının kaçınılmaz olduğudur. Çünkü Müslim'in Sahih'inde Avf b. Malik'in rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Bizler cahiliye döneminde rukye yapardık. Ey Allah'ın Rasulü, bu husustaki görüşün nedir, diye sorduk. O: Yaptığınız rukyeleri bana söyleyiniz. Şirk ihtiva etmediği sürece rukyede bir sakınca yoktur, buyurdu." İbnu't-TIn der ki: "Muavvizat ile ve onların dışında Allah'ın isimleri ile rukye yapmak, manevi tıptır. Eğer bu, yaratılmışlar arasından iyi insanların dili üzere yapılırsa yüce Allah'ın izniyle şifa husule gelir. Bu tür insanlar artık az bulunduğundan, halk da cismani tıbba, üfürükçülerin ve onların dışında cinlerin emri altında bulunduğunu iddia eden kimselerin kullandıkları o yasaklanmış rukyelere yöneldiler. Emrinde cin olduğunu söyleyen kimse de hak ve batıl karışımı, işin iç yüzünü bilmeyenleri tereddüde düşüren birtakım işler yaparlar. Allah'ın ve isimlerinin zikri ile birlikte şeytanların zikrini de karıştırır, onlardan yardım dilemeyi, onların azgınlarına sığınmayı da bir arada yaparlar. Denildiğine göre yılan, tabiatı gereği insana düşmanlık ettiğinden, şeytanlar da Ademoğullarına düşman oldukları için şeytanlarla arkadaşlık eder. Bu sebeple üfürükçü, yılana şeytanların isimlerini okuyunca o da onun çağrısını kabul ederek yerinden dışarıya çıkar. Aynı şekilde yılan sokmuş bir kimseye de bu isimler okunacak olursa zehirleri insanın bedeninden dışarıya akar. Bundan dolayı özellikle Allah'ın ve isimlerinin zikri ile ve anlamı bilinen Arapça lafızlarla yapılmayan rukyeler -çünkü böylelikle rukye şirkten uzak olur- mekruh görülmüştür. Allah'ın Kitabından 'başkası ile rukye yapmanın mekruh oluşu ise, ümmetin alimlerinin kabul ettiği bir görüştür

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 76/50 (No: 5735)

https://sunnah.com/bukhari/76/50

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4591

Hadis
حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏‏.‏ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ كَانَ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَلَحِقَهُ الْمُسْلِمُونَ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ، فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا غُنَيْمَتَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي ذَلِكَ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا‏}‏ تِلْكَ الْغُنَيْمَةُ‏.‏ قَالَ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ‏.‏

(İbn Abbas'ın "Size selam verene, 'Sen mümin değilsin, i demeyin," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adamın biri kendisine ait küçük bir sürüyü otlatıyordu. Derken Müslümanlar onun yanına geldi. Adam onlara, "es-Selamu aleykum/Allah'ın selamı üzerinize olsun," dedi. Buna rağmen Müslümanlar onu öldürüp koyunlarına el koydular. İşte bu olay hakkında Allah Teala "Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin,' demeyin," ayetini indirdi. Bu ayette geçen dünya hayatının geçici menfaati ile kastedilen, küçük koyun sürüsüdür. İbn Abbas ayette geçen ve farklı şekillerde okunan r)l:ıl/es-selam ifadesini bir elif ile uzatarak es-selam şeklinde okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Simak rivayetine göre . !fekateıo.hü ifadesinden sonra şu ziyade bulunmaktadır: "Bu adam sadece bizden korunmak için selam verdi." Bu ayete göre, bir şekilde Müslümanlık alameti taşıdığını gösteren hiç kimse, Müslüman olup olmadığı konusunda imtihan edilmedikçe öldürülmez. Çünkü selam vermek, Müslümanlara özgü bir selamlaşmadır. İnsanlar Cahiliyye döneminde bundan farklı sözlerle selamlaşıyordu. Dolayısıyla r)Ul/es-selamü aleyküm şeklinde selam vermek, Müslümanlığın bir alametidir. Bu ayetin diğer kıraatında r)l:ıl/es-selame kelimesi, r-LJyes-seleme şeklinde okunmuştur. Anlamı ise boyun eğmektir. Boyun eğmek de Islam'ın bir alametidir. Çünkü İslam kelimesi sözlükte boyun eğmek anlamına gelir. Bu anlattıklarımdan, selam vermek veya boyun eğmek gibi dinin alametlerinden sadece birini taşıyan kimsenin Müslüman olduğu ve Müslümanlar gibi muamele göreceği sonucu çıkmaz. Aksine mutlaka kelime-i şehadetin söylenmesi gerekir. Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin kelime-i şehadeti söylemeleri arasında fark vardır. Kişi buna göre kelime-i şehadeti söylemelidir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4426

Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، يَقُولُ أَذْكُرُ أَنِّي خَرَجْتُ مَعَ الْغِلْمَانِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ نَتَلَقَّى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً مَعَ الصِّبْيَانِ‏.‏

Saib b. Yezid dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i karşılamak üzere başka çocuklarla birlikte SeniyyetulI-Veda'a gittiğimi hatırlıyorum." Ravilerinden Süfyan bir defasında (çocuklar anlamındaki "gılman ile birlikte" yerine) "sabilerle birlikte" demiştir

Aile
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Hajj (Pilgrimage) — Hadis No: 1610

Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا وَرْقَاءُ، أَخْبَرَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ الْحَجَرَ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَكَ مَا قَبَّلْتُكَ‏.‏

Zeyd İbn Eslem'in naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Hz. Ömer'i r.a., Hacerü'l-Esved'i öptükten sonra, "Eğer Resulullah'ı seni öperken görmeseydim ben de öpmezdim" derken gördüm

Hac & Umre
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Fighting for the Cause of Allah (Jihaad) — Hadis No: 2825

Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethedildiği gün şöyle buyurmuştur: "Artık fetihten sonra hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet devamlıdır. Eğer savaşa çağırılırsanız derhal savaşa çıkın

Hac & Umre
Detay →