← Ana sayfaya dön
HadisAileSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Laws of Inheritance (Al-Faraa'id) — Hadis No: 6738

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَمَّا الَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ، وَلَكِنْ خُلَّةُ الإِسْلاَمِ أَفْضَلُ ‏"‏‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏ فَإِنَّهُ أَنْزَلَهُ أَبًا‏.‏ أَوْ قَالَ قَضَاهُ أَبًا‏.‏

Tercüme

İbn Abbas şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Bu ümmetten bir dost edinseydim muhakkak onu (EbU Bekir'i) edinirdim, fakat İslam dostluğu her şeyden daha üstündür -yahut- daha hayırlıdır" buyurmasına gelince şüphesiz o dedeyi (mirasta) baba derecesine indirmiştir veya dedenin baba gibi olduğuna hükmetmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu konuda "dede"den maksat, baba tarafından olan dededir. Erkek kardeşlerden maksat ise ana-baba bir erkek kardeşlerle, baba bir erkek kardeşlerdir. Ölünün babası varken, dedesinin miras alamayacağı noktasında icma meydana gelmiştir. Oede gerçekten babadır. Fakat ölüye yakınlığı ve uzaklığı itibariyle mertebeleri farklıdır. Bazı alimlere göre bu sözün manası şudur: Oede evlenme haramlığı ve çeşitli iyiliklerin yapılması açısından baba mesabesindedir. Ancak bu iki görüşten meşhur olanı birincisidir. Sıddık olan Hz. Ebu Bekir'in sözüne gelince, Darimi' Müslim'in şartını taşıyan bir senetle bu ifadeyi Ebu Said el-Hudrl'den mevsul olarak "Ebu Bekir es-Sıddik dedeyi baba (gibi) mütalaa etti" şeklinde nakletmiştir. Aynı haber Ebu Musa rivayeti ile de sahih olarak nakledilmiştir. Yine Hz. Osman'a dayanan sahih bir isnadla Hz. Ebu Bekir'in dedeyi baba (gibi) mütalaa ettiği rivayet edilmiştir. Hz. Osman'a ait bir ifadede Ebu Bekir'in dedeyi ölenin babası hayatta değilse baba gibi değerlendirdiği nakledilmiştir. İbn Abbas'a dayanan senedi sahih bir rivayete göre Hz. Ebu Bekir dedeyi baba gibi kabul etmiştir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri çok olduğu halde Ebu Bekir'in bu hükmüne muhalefet eden hiçbir kimse olmadığı ile ilgili bir bilgi nakledilmemiştir" cümlesiyle İbn Abbas zikredilen görüşün delilini güçlendirmek ister gibidir. Çünkü sükuti iemanın delil değeri vardır ve bu konuda sükuti icma meydana gelmiştir. Ölenin babası hayatta değilse, dedenin babanın aldığı mirası alacağını açıkça belirten kişiler arasında müellifin saydıklarından başka Muaz, Ebü'd-Oerda, Ebu Musa, Ubey b. K'ab, Hz. Aişe ve Ebu Hureyre'nin adı zikredilir. İleride geleceği üzere bu görüş, ayrıca -ayrıntıda ihtilaf olmakla birlikte- Hz. Ömer, Osman, Ali ve İbn Mesud'dan rivayet edilmiştir. Tabiundan Ata, Tavus, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Ebü'ş-Şa'sa, Şureyh ve Şa'bi'den de bu dOğrultuda görüş nakledilmiştir. Belli başlı beldelere dağılmış fıkıh bilginlerinden (Fukahau'l-emsar) Osman et-Teymi, İmam Ebu Hanife, İshak b. Rahuye, Oavud, Ebu Sevr, el-Müzeni, İbnü's-Süreyc de bu görüşü benimsemişlerdir. Hz. Ömer, Ali, Zeyd b. Sabit, İbn Mesud dede bulunurken erkek kardeşlerin mirasçı olabilecekleri kanaatine varmışlardır. Fakat onlar, ilerde açıklanacağı üzere bunun nasılolacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas; "Oğlumun oğlu dururken erkek kardeşlerim bana mirasçı olamazlar. Ben oğlumun oğluna mirasçı olurum" demiştir. İbn Abdilberr'in ifadesine göre İbn Abbas'ın yaklaşımı şöyledir: Oğlun oğlu oğulolmayınca oğul gibi olduğundan babanın babası da babanın hayatta olmaması halinde baba gibidir . Darimi'nin nakline göre Şa'bi şöyle demiştir: "Hz. Ömer, de de ye ölünün bir veya iki erkek kardeşi ile birlikte mirastan pay veriyordu. Kardeşler ikiden çok olduklarında onlara mirasın üçte birini paylaştırıyordu. O, ölünün oğlu hayatta olduğunda dedeye mirasın altıda bir veriyordu."(Darimi, feraiz) Beyhaki'nin sahih bir senedie nakline göre "Hz. Ömer, ölenin dedesinin -alacağı miras üçte birden daha çok olacaksa- ana-baba bir erkek ve baba bir erkek kardeşleri ile mirası paylaşacağına hükmetmişti. O, kardeşler çok olduğunda dedeye mirasın üçte birini verirdi. "(Beyhaki, es-Sünen, VI, 248) Hz. Ali'ye gelince, İbn Ebi Şeybe ve Muhammed b. Nasr'ın sahih bir is na dıa nakillerine göre Şa'bi şöyle demiştir: İbn Abbas, Hz. Ali'ye bir kimse ölüp, geriye mirasçı olarak altı erkek kardeşi ve dedesi kaldığında nasıl hareket edileceğini sordu. Hz. Ali ona "Oedeyi o kardeşlerden biri gibi kabul edip, mirası yediye böl ve mektubumu at gitsin" diye cevap verdi. Darimi'nin güçlü bir senetle nakline göre Şa'bi şöyle demiştir: İbn Abbas Basra'da iken Hz. Ali'ye "Bir dede ve altı kardeşin mirasçı olduğu bir durumla karşılaştım. Ne yapayım?" diye yazdı. Hz. Ali ona şöyle cevap verdi: "Dedeye mirasın yedide birini ver. Ondan sonrakilere verme"(Darimi, Feraiz) Darimi'nin sahih bir senedIe Abdullah b. Seleme'den nakline göre Hz. Ali dedeyi erkek kardeş gibi kabul ediyor ve altıncı mirasçı kılıyordu. Abdullah b. Mesud'a gelince, Darimi'nin sahih bir senetle nakline göre Ebu İshak es-Sebi'i şöyle demiştir: Şureyh'in huzuruna girdim. Yanında Şa'bi, Abdurrahman b. Abdullah b. Mesud bulunuyordu. eı-Aliye adında bizden bir kadının mirasını paylaştırıyarlardı. Kadının kocası, annesi, baba bir erkek kardeşi ve dedesi kalmıştı. Ebu İshak bu olayın devamını şöyle nakletmektedir: Ubeyde b. Amr'ın yanına geldim. -Kufe'de feraizi Ubeyde ve el-Haris el-Aver'den daha iyi bilen kimse yoktur deniyordu.- Ona bu meseleyi sordum. Bana şöyle dedi: "Eğer istiyorsanız size bu konuda Abdullah b. Mesud'un hükmünü bildireyim. O, (mirası altıya bölüp) kocaya üç hisse yani mirasın yarısını, anneye geriye kalanın üçte birini yani mirasın altıda birini, erkek kardeşe altıda bir ve dedeye altıda bir verdi.(Darimı, Feraiz) Said b. Mansur ve Ebu Bekir b. Ebi Şeybe'nin sahih olan aynı isnadla nakillerine göre Ubeyd b. Nadla şöyle demiştir: Hz. Ömer ve İbn Mesud, erkek kardeşlerle birlikte bulunan dedeye mirastan pay verirlerken altıda birle, kardeşlerle eşit olarak bölüşmekten hangisi lehine ise ona göre hareket ediyorlardı. Aynı haberi Muhammed b. Nasr bu şekilde nakletmiş ve şu ilave de bulunmuştur: Hz. Ömer, Abdullah'a "Dedeyi mağdur ettiğimizi düşünmekteyim. Bu mektubum sana ulaştığında dedeye erkek kardeşlerle birlikte bulunduğunda mirastan pay ver. Üçte biri ile mirası kardeşlerle eşit bölüşmekten hangisi lehine ise onu ver "(İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, VI, 259) diye yazdı. Sahih bir isnadla Muhammed b. Nasr'ın nakline göre Ubeyde b. Amr şöyle demiştir: Erkek kardeşlerle birlikte bulunduğundadedeye mirasın üçte biri veriliyordu. Hz. Ömer dedeye mirasın altıda birini veriyordu. Sonra Abdullah'a şöyle yazdı: Biz bu dede yüzünden helak olacağımızdan korkuyoruz. Ona mirasın üçte birini ver. Sonra Hz. Ali buraya yani Kufe'ye geldi ve dedeye mirasın altıda birini verdi. Ubeyde şöyle dedi: Hz. Ali ile Ömer'in birlikte verdikleri hüküm, bana ayrı ayrı verdikleri hükümden daha sevimlidir. Zeyd b. Sabit' e gelince, Darimi'nin nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Zeyd, erkek kardeşlerle birlikte bulunan dedeye mirasın üçte birini veriyordu. (Darimı, Feraiz) İbn Abdilberr şöyle demiştir: Sahabe arasında Zeyd b. Sabit dedenin baba bir erkek kardeşlerle, ana-baba bir erkek kardeşlere denk olduğu görüşünde tek kalmıştır. Birçok fıkıh bilgini bu konuda ona muhalif olmuştur. Çünkü baba bir erkek kardeşler, ana-baba bir erkek kardeşlerle birlikte bulunduklarında mirastan payalamazlar. Dolayısıyla onları öz kardeşlerle bir tutmanın herhangi bir anlamı yoktur. Zira dedenin miras bölüşme durumunda alacağı mirasın azalacağından korkulur. İbn Abbas, Zeyd b. Sabit'e bu durumu sorunca, Zeyd şöyle demiştir: Sen bu konuda nasıl kendi görüşünü söylüyorsan, ben de kendi görüşümü söylüyorum. Tahav! şöyle demiştir: İmam Malik, Şafil ve Ebu Yusuf, beraberinde ana-baba bir erkek kardeşler bulunduğunda dedeye miras verme noktasında Zeyd b. Sabit'in görüşüne katılmışlardır. Onlara göre dedenin kardeşlerle birlikte mirastan ortaklaşa payalması, alacağı üçte birden daha fazla olduğu takdirde onlarla ortaklaşa böıüşür. Eğer üçte bir onun için daha uygunsa onu alır ve baba bir erkek kardeşler dedeyle birlikte bulunduklarında hiçbir şeyalamayacakları gibi, erkek kardeşlerin oğulları da -öz kardeş bile olsalar- mirastan payalamazlar. Dede ve erkek kardeşlerle birlikte ashab-ı feraizden bir kişi bulunduğunda önce onların hissesi verilir, sonra dedeye mirasçılarla birlikte eşit bölüşmek, kalanın üçte birini almak ve mirasın altıda birini almak seçeneklerinde lehine en uygun olanı verilir. Dedenin hissesi Ekderiyye hariç altıda birden eksik olmaz. Tahav! şöyle demiştir: Hişam'ın nakline göre Muhammed b. el-Hasen dede konusunda hüküm vermemiştir. Ebu Yusuf, İbn Ebu Leyla dede konusunda Hz. Ali'nin görüşünü esas alırlardı. Ahmed b. Hanbel'in yaklaşımı ise dedenin (miras açısından) erkek kardeşlerden birisi gibi olduğudur. Mirasın üçte biri dedenin daha çok lehine olduğunda onu alır. Ashab-ı feraizle birlikte bulunduğunda ise onlar hisselerini aldıktan sonra kardeş gibi bölüşme, mirasın kalanının üçte birini alma ya da tümünün altıda birini alma seçeneklerinden lehine en uygun olanı alır. Yukarıda işaret edilen Ekderiyye'ye merbaatü'l-cemaa da denilir. Çünkü onlar mirasçıların dört kişi oldukları noktasında icma etmişler, ancak hisseleri açısından ihtilaf etmişlerdir. Söz konusu mirasçılar, koca, anne, kız kardeş ve dededir. Bu durumda koca mirasın yarısını alırken, anne üçte birini, dede altıda birini, kız kardeş ise yarısını alır. Burada meselenin paydası genişletilerek miras 27 hisse üzerinden bölüştürülür. Buna göre 27 nin 9'unu koca, 6'sını anne, 4'ünü kız kardeş ve 8'ini dede alır. Bazıları bu meseleyi şu şekilde şiir dizelerine dökmüşlerdir. Bilir misin dört kişinin mirastan hissesini? Hesapla her birinin bu mirastan hissesini! Birisi alır tüm serveti n üçte birini (eş), İkincisine verirler geri kalanın üçte birini (anne) Üçüncü de bundan sonra alır kalanın üçte birini (kız kardeş) Nedir hissesi dördüncünün? Yokla bakalım bilgini! (dede)

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 85/15 (No: 6738)

https://sunnah.com/bukhari/85/15

Sahîh-i Buhârî — hocanın diğer içerikleri

Sahîh-i Buhârî — Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh)) — Hadis No: 4696

Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، فَقُلْتُ لَعَلَّهَا ‏{‏كُذِبُوا‏}‏ مُخَفَّفَةً‏.‏ قَالَتْ مَعَاذَ اللَّهِ‏ نَحْوَهُ

Urve'den şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye bu fiilin şeddesiz olarak كذبوا kuzibu şeklinde olabileceğini söyledim. O da "Bu şekilde okumaktan Allah'a' sığınırım!" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İsmaili nüshasına göre Urve bu fiilin şeddesiz olarak ......kuzibu şeklinde okunduğunu söyleyince Hz. Aişe "Böyle okumaktan Allah'a sığınırım!" diyerek tepki göstermiştir. Bu rivayet Hz. Aişe'nin söz konusu fiildeki zamirin Nebilere döndüğünü varsayarak şeddesiz kıraati inkar ettiğini açıkça göstermektedir. Ancak ifade ettiğim gibi, o zamir Nebileri göstermemektedir. Bu durumda, sabit olan bu kıraati inkar etmenin bir manası yoktur. Muhtemelen Hz. Aişe'ye, kıraat konusunda otorite sayılan insanlardan böyle bir kıraatin olduğu bilgisi ulaşmamıştır. Asım, Yahya İbn Sabit, A'meş, Hamza ve Kisai gibi Kufe imamlarından olan kuralar bu fiili şeddesiz okumuşlardır. Hicazilerden Ebu Ca'fer İbnu'l-Ka'ka' da onlara katılmıştır. Ayrıca bu kıraat, diğer kuralardan İbn Mes'ud, İbn Abbas, Ebu Abdirrahman es-Sülemı, Hasan-ı Basrı ve Hamd İbn Ka'b Kurazı'ye de aittir. Taberı'nin rivayetine göre, kendisine bu ayet sorulunea Saıd İbn Cübeyr şöyle demiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların kendilerini tasdik etmelerinden ümitlerini kesmişti. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediklerini zannetmişlerdi. Dahhak İbn Müzahim de şöyle demiştir: Bu kelime için Yemen'e gitse m yine de çok bir iş yapmış olmam. Saıd İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın sözlerini en iyi anlayan öğrencilerinin başında gelir. İşte o, ayeti benim yukarıda belirttiğim ikinci ihtimale hamletmiştir. Rivayet edildiğine göre Müslim İbn Yesar, Saıd İbn Cübeyr'e "Bir ayet var ki, ne yaptıysam onu anlayamadım," dedi ve bu ayeti [Yusuf 110] okudu. Saıd İbn Cübeyr de "Bu konuda Nebilerin kendilerine yalan söylendiğini zannederek yanlış yaptın," dedi ve yukarıdakine benzer şekilde cevap verdi. Bunun üzerine Müslim: "Benim bir sıkıntımı giderdin. Allah da senin sıkıntını gidersin," dedi ve sonra kalkıp ona sarıldı. Bu yorum, Saıd İbn Cübeyr kanalıyla bizzat İbn Abbas'tan da nakledilmiştir. Nesaı başka bir senetle Saıd İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın "Nihayet Nebiler ümitlerini yitirip ... " ayeti hakkında şöyle söylediğini nakletmiştir: Nebiler gönderildikleri toplumların iman etmesinden ümitlerini kestiler. Onlar da Nebilerin kendilerine yalan söylediğini zannettiler." Bu rivayetin senedi hasendir. Ayrıca bu rivayet, bu ayetin yorumu hakkında İbn Abbas'tan nakledilen görüşler içinde muteber olmalıdır. Zira o, kendisinin neyi kastettiğini herkesten daha iyi bilir

Namaz
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Divorce — Hadis No: 5277

Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ جَمِيلَةَ، فَذَكَرَ الْحَدِيثَ‏.‏

Eyyub'den, o İkrime'den: "Cemile ... " diyerek hadisi zikretmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hul'" sözlükte bir mal karşılığı hanım ın ayrılması demektir. Bu tabir "hal'u'ssevb: elbisenin çıkarılması"ndan alınmıştır. Çünkü kadın, erkeğin manevi elbisesidir. Aynı zamanda buna fidye ve iftida da denilir. İlim adamları hul'un meşru olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Ancak meşhur tabii Ebu Bekr Abdullah el-Müzenı istisna teşkil ederek şöyle demektedir: Erkeğin ondan ayrılmak karşılığında hanımından bir şeyalması helal değildir. Çünkü yüce Allah: "Onlara verdiklerinizden bir şeyalmanız helal değildir. "(Bakara, 229) diye buyurmuştur. Ancak yüce Allah'ın: "O halde o kadının bir şeyleri fidye vermesinde her ikisi için de vebal yoktur."(Bakara, 229) buyruğtİ ona karşı delil gösterilince, bunun Nisa suresindeki ayet-i kerime ile neshedildiğini iddia etmiştir. Bunu İbn Ebi Şeybe ve başkaları ondan gelen bir rivayet olarak zikretmişlerdir. Nisa suresindeki buyruk ile neshedildiği iddiası şaz bir görüş olmakla birlikte yine bu iddiasına karşı da yüce Allah'ın: "Bununla beraber gönül hoşluğu ile size onun bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin."(Nisa, 4) buyruğu ile cevap verilmiştir. Yine aynı surede yer alan: "Sulh yolu ile aralarını düzeltmelerinde kendileri için bir vebal yoktur. "(Nisa, 128) buyruğunu da ona karşı delil göstermişlerdir. Hadis de ona karşı gösterilen deliller arasındadır. Görüldüğü kadarıyla o hadisi sabit kabul etmemiş yahut hadis ona ulaşmamıştır. Ancak ondan sonra icma' hul'un muteber olduğu üzerinde gerçekleşmiş, Nisa suresindeki ayetin, Bakara suresindeki ayet ile Nisa'daki diğer iki ayet ile tahsis edildiği kabul edilmiştir. Hul'un şer'an tarifi, erkeğin, hanımından bedelolmaya elverişli bir malın (hanımı tarafından) kocasına verilmesi sureti ile ayrılmasıdır. Hul' yapmak, her ikisinin ya da onlardan birisinin emrolunduğunu yerine getirememekten korkması hali dışında mekruhtur. Bazen buna bir arada bulunmaktan hoşlanmayış sebep olabilir. Bu da ya kötü bir huy ya da çirkinlikten ötürü olabilir. Aynı şekilde büyük bain talaka götürecek türden bir yeminde duramamaktan krkulması halinde ve hul'a gerek duyulması halinde de mekruhluk ortadan kalkar. "Hul'de talak nasılolur?" Yani mücerred hul' yapmakla talak meydana gelir mi? Yoksa talak lafzen zikredilmeksizin yahut niyet etmeksizin gerçekleşmez mi? Hul'de hem lafzen, hem niyet itibariyle talakın sözkonusu olmaması halinde talakın gerçekleşeceği hususunda üç görüş vardır. Bunlar da Şafii'nin bu husustaki görüşleridir: 1- Yeni kitaplarının çoğunda açıkça belirttiği görüş olup, buna göre hul' bir taıaktır. Cumhurun görüşü budur. Eğer hul', hul' lafzı' ile ya da ondan türeyen lafızlarla yapılırsa talak sayısı azalır. Hul' lafzı kullanılmamakla birlikte hul' niyeti ile yapılırsa yine durum böyledir. Şafiı "el-İmla" adlı eserinde bunun talak için kullanılan sari h lafızlardan birisi olduğunu da belirtmiştir. Cumhurun delili, bunun ancak kocanın kullanabileceği bir lafız olması dolayısıyla talak olacağı şeklindedir. Eğer bu, nikahın feshi olsaydı, ikalede olduğu gibi mehrin dışında bir şey karşılığında da caiz olmaması gerekirdi. Oysa cumhur az ya da çok bir bedel karşılığında hul'un caiz olacağı kanaatindedir. İşte bu dahul'un bir talak çeşidi olduğunun delilidir. 2- Bu da Şafiı'nin kadim görüşü olup, "Ahkamu'l-Kur'an" adlı eserinde yeniden sözkonusu ettiği talak olmayıp, fesholduğu görüşüdür. Bu görüş İbn Abbas'tan da sahih olarak rivayet edilmiştir. Bu rivayeti Abdurrezzak zikretmiş bulunmaktadır. İbn ez-Zubeyr'den de bu rivayet nakledilmiştir. Osman, Ali, İkrime ve Tavo.s'dan da rivayet edilmiş olup, Ahmed'in meşhur görüşü de budur. 3- Eğer talakı niyet etmemişse hul' ile kesin olarak ayrılık olmaz. Şafiı bunu el-Umm adlı eserinde açıkça zikretmiş, müteahhir alimlerden es-Sübki de bu görüşü kuwetli bulmuştur. "Osman R.A. saç bağı dışında (malik olduğu) şeylere mukabil hul' yapmayı caiz kabul etmiştir." el-İkas (saç bağı) "uksa"nın çoğulu olup, saçın toplanmasındansonra bağlandığı bağa denilir. Yani Osman R.A. hul' yapılırken erkeğin karısından saç bağı dışında sahip olduğu şeyi almayı caiz görmüştür. İbn Battal dedi ki: Cumhurun görüşüne göre hul'de erkeğin, verdiği mehirden fazlasını alması caizdir. Malik dedi ki: Kendisine uyulan kimseler arasından bunu kabul etmeyeni görmedim ama bu, güzel ahlaka sığmaz. "Fakat ben Müslüman olarak küfürden (nankörlük etmekten) hoşlanmıyorum." Yani onun nikahı altında kalacak olursam küfrü gerektiren bir işi yapmaktan korkuyorum. Cerir İbn Hazim'in başlığın sonlarındaki rivayeti bunu desteklemektedir. Çünkü o rivayette: "Ancak ben küfürden (nankörlük etmekten) korkarım." O bu sözleriyle kocasından aşırı derecede tiksinmesinin ve hoşlanmayışının kendisini nikahının fesh olması için küfrü açıkça işlemeye iteceğine işaret etmiş gibidir. O, bu işi yapmanın haram olduğunu biliyordu. Fakat aşırı nefretinin onu bu işi yapmaya iteceğinden korktu. "Küfür" ile kadının kocasının hakkını yerine getirmemesi, bu hususta kusurlu davranması demek olan "küfranu'l-aşir"i kastetmiş olması ihtimali de vardır. et-Tibi der ki: Yani ben İslam'da, İslam'ın hükümleri ile bağdaşmayan serkeşlik, karşı gelmek ve buna benzer kendisinin zıttı bulunan kocasına buğzeden genç ve güzel kadının göstermesi gereken tepkileri göstermekten korkuyorum. Böylelikle İslam'ın gerekleri ile bağdaşmayan haller hakkında küfür lafzını kullanmış olmaktadır. İfadelerinde zikredilmemiş bazı lafızların bulunması da muhtemeldir. Yani ben küfrün gereklerinden olan düşmanlık, serkeşlik ve ileriye gidecek türden tartışmalar yapmaktan korkuyorum, bundan hoşlanmıyorum. "Bahçeni kabul et ve onu bir talak ile boşa." Bu emir, bir irşad. ve arayı düzeltmek amacına yöneliktir. Vücub ifade etmek için değildir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Açıklananlar dışında hadisten daha başka sonuçlar da çıkmaktadır. 1- Eğer anlaşmazlık sadece kadın tarafından ise hul' ve kadının bir miktar malını fidye olarak vermesi caiz olur. Her ikisinin de anlaşmazlık içinde olmaları kaydı yoktur .. 2- Kocanın, karısından hoşlanmayışı sözkonusu olmasa ve karısından ondan ayrılmasını gerektirecek bir şey görmese dahi, kadın kocası ile birliktelikten hoşlanmayacak olursa, hul' yapmak meşrudur. 3- Kadın belli bir mal karşılığında kocasından kendisini boşamasını istese, kocası da onu boşasa talak gerçekleşir. 4- Hul' nikahın feshedilmesidir, diyenlerin lehine bu başlıktaki• hadisin rivayet yollarından birisinde görülen bir fazlalık delil gösterilmiştir. Çünkü Amr İbn Müslim'in İkrime'den, onun İbn Abbas'tan diye naklettiği ve Ebu Davud ile Tirmizi'de yer alan Sabit İbn Kays'ın hanımı ile ilgili kıssada: "Allah Rasıılü ona bir defa ay hali görmek suretiyle iddet beklemesini emir buyurdu" ifadesi yer almaktadır. el-Hattabi dedi ki: İşte bu hul' bir feshtir, talak değildir diyenlerin lehine oldukça güçlü bir delildir. Çünkü bu bir talak olsaydı, sadece bir defa ay hali olmak, iddet için yeterli olmazdı. , İmam Ahmed de hul'ün bir fesh olduğunu söylemiştir. Darakutn! ve Beyhakı'deki, İbn ez-ZUbeyr yoluyla gelen mürsel rivayette şöyle denilmektedir: "Onun sana (mehir olarak) verdiği bahçesini ona geri verecek misin? Kadın: Evet, hem de fazlasıyla dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Fazlasına gerek yok, ona bahçesini ver yeter, diye buyurdu. Kadın: Evet; dedi. Kocası da malını geri aldı ve onu serbest bıraktı." Bu hadisin ravileri sikadırlar. Abdurrezzak da Ali'den şunu rivayet etmektedir: "Koca karısından (mehir olarak) verdiğinden fazlasını almaz." Tavus, Ata ve ez-Zührı'den de buna benzer rivayetler nakledilmiştir. Bu aynı zamanda Ebu Hanife, Ahmed ve İshak'ın da görüşüdür. İsmail İbn İshak, Meymun İbn Mehran'dan şu rivayeti nakletmektedir: "Kim (mehir olarak) verdiğinden fazlasını alırsa, hanımını güzel bir şekilde salıvermemiş olur." Bunun karşısında ise Abdurrezzak'ın sahih bir sened ile Said İbn elMüseyyeb'den şöyle dediğine dair naklettiği rivayet yer almaktadır: "Ondan verdiğinin hepsini almasını sevimli bulmuyorum. Ona bir şeyler bıraksın." Malik de şöyle demiştir: Ben verilen mehir karşılığında ve ondan fazlası karşılığında fidyenin (hul'ün) caiz olduğunu hep işitip durmuşumdur. Çünkü yüce Allah: "O halde kadının bir şeyleri fidye vermesinde her ikisi için de vebal yoktur."(Bakara, 229) buyurmuştur. Sehl kızı Habibe'nin rivayet ettiği hadis de bunu gerektirmektedir. Eğer serkeşlik kadın tarafından ise kocaya kadının rızasıyla aldıkları helal olur. Şayet serkeşlik erkek tarafından ise bir şeyalması helal olmaz. Eğer bir şey almışsa ona geri verilir ve ayrılık geçerliliğini devam ettirir. Şafii der ki: Eğer kadın kocasının hakkını vermiyor ve ondan hoşlanmıyor ise karısından bir şeyler alması helal olur. Herhangi bir sebep olmaksızın kadının gönül hoşluğu ile verdiklerini alması caiz olduğuna göre, bir sebebe bağlı olarak alması öncelikle caizdir. 5- Kadın ay hali iken hul' yapmak caizdir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona ay hali olup olmadığını sormamıştır. 6- Kadının kocasından kendisini boşamasını istemesinin sakınılması gereken bir iş olduğuna dair varid olmuş haberler, ortada bunu gerektirecek bir sebebin bulunmaması hali ile ilgili olarak kabul edilmiştir. Çünkü Sevban yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: "Kocasından kendisini boşamasını isteyen bir kadına cennet kokusunu alması haram olur." Hadisi Sünen sahipleri rivayet etmiş, İbn Huzeyme ve İbn Hibban da sahih olduğunu belirtmişlerdir

Nikâh
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Drinks — Hadis No: 5589

Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي السَّفَرِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ الْخَمْرُ يُصْنَعُ مِنْ خَمْسَةٍ مِنَ الزَّبِيبِ وَالتَّمْرِ وَالْحِنْطَةِ وَالشَّعِيرِ وَالْعَسَلِ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre "Ömer r.a. dedi ki: Hamr (içki) beş şeyden yapılır: Kuru üzümden, kuru olgun hurmadan, buğdaydan, arpadan ve baldan." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ömer'in bu dedikleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den açık ifadeler halinde rivayet edilmiş bulunmaktadıı:. Dört Sünen sahibi tarafından rivayet edilip İbn Hibban'ın da sahih olduğunu belirttiği eş-Şa'bi'den iki yolla nakledilmiş olan rivayete göre "en-Numan b. Beşir dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hamr (içki) sıkılmış meyve suyundan, kuru üzümden, hurmadan, buğdaydan, arpadan ve darıdan yapılır ve ben size sarhoşluk verici her şeyi yasaklıyorum." Lafız EbQ Davud'a ait. "Hamr (içki) aklı örtüp perdeleyen her şeydir." (Hamr kökünden gelen ve örtüp perdeleyen anlamı verilen: Hamera lafzı) örten, onunla iç içe olup karışarak onu kendi hali üzere bırakmayan demektir. "Arzu ederdim", temenni ederdim. Böyle bir temennide bulunmasının sebebi açıklamanın yapılmış olması halinde ictihadın ihtiva ettiği sakıncalardan uzak kalınmasıdır. Bu sakınca ise düşülmesi ihtimali bulunan hatadır. Her ne kadar idihad dolayısıyla ecir alınsa bile hata yapılması halinde ikinci ecri elde edemez; ama nassın gereğince amel etmek katıksız bir isabettir. "Bize açıklamayapmadan bizden ayrılmamasını arzu ederdim." Müslim'deki rivayette: "Nihai olarak kendisine başvurulacak bir açıklama" şeklindedir. Bu ifadeler onun bu konuda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gelen bir nass! bilme diğini göstermekte ve diğertaraftan içkiye dair haber verdiği husus dolayısı ile daha başka bir şeye ihtiyaç duymayacak şekilde Nebiden kendisine ulaşmış bir bilgiye sahip olduğu izlenimini vermektedir ki, bu hususta hutbesinde kesin bir kanaatini de belirtmiş oldu. "Dede ile kelale(nin mirası) ve faize dair bazı bahisler." Dededen maksat, mirastan hak ettiği miktarın ne olduğudur. Çünkü ashab-ı kiram bu hususta çok büyük ihtilafa düşmüşlerdir. İleride Feraiz (miras bahisleri) bölümünde(6738.hadiste) Ömer'den bu hususta farklı hükümler verdiğine dair açıklamalar gelecektir. Kelale'ye dair açıklamalar da aynı şekilde Feraiz bölümünde gelecektir. Faiz ile ilgili çeşitli konulara gelince, muhtemelen bu sözüyle riba'l-fadl (denilen fazlalık faizin)e işaret etmektedir. Çünkü nesıe ribası (vade faizi) üzerinde ashab-ı kiram arasında ittifak vardır

Ticaret
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Divorce — Hadis No: 5280

Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، وَهَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ رَأَيْتُهُ عَبْدًا يَعْنِي زَوْجَ بَرِيرَةَ‏.‏

İbn Abbas'tan, dedi ki: "Ben onu -Berire'nin kocasını kastetmektedirbir köle olarak gördüm. " Bu Hadis 5281,5282,5283 numara ile gelecektir

Genel
Detay →