← Ana sayfaya don
hadisAileSahîh-i Buhârî

Sahîh-i Buhârî — Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi) — Hadis No: 4108

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ وَنَسْوَاتُهَا تَنْطُفُ، قُلْتُ قَدْ كَانَ مِنْ أَمْرِ النَّاسِ مَا تَرَيْنَ، فَلَمْ يُجْعَلْ لِي مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ‏.‏ فَقَالَتِ الْحَقْ فَإِنَّهُمْ يَنْتَظِرُونَكَ، وَأَخْشَى أَنْ يَكُونَ فِي احْتِبَاسِكَ عَنْهُمْ فُرْقَةٌ‏.‏ فَلَمْ تَدَعْهُ حَتَّى ذَهَبَ، فَلَمَّا تَفَرَّقَ النَّاسُ خَطَبَ مُعَاوِيَةُ قَالَ مَنْ كَانَ يُرِيدُ أَنْ يَتَكَلَّمَ فِي هَذَا الأَمْرِ فَلْيُطْلِعْ لَنَا قَرْنَهُ، فَلَنَحْنُ أَحَقُّ بِهِ مِنْهُ وَمِنْ أَبِيهِ‏.‏ قَالَ حَبِيبُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَهَلاَّ أَجَبْتَهُ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَحَلَلْتُ حُبْوَتِي وَهَمَمْتُ أَنْ أَقُولَ أَحَقُّ بِهَذَا الأَمْرِ مِنْكَ مَنْ قَاتَلَكَ وَأَبَاكَ عَلَى الإِسْلاَمِ‏.‏ فَخَشِيتُ أَنْ أَقُولَ كَلِمَةً تُفَرِّقُ بَيْنَ الْجَمْعِ، وَتَسْفِكُ الدَّمَ، وَيُحْمَلُ عَنِّي غَيْرُ ذَلِكَ، فَذَكَرْتُ مَا أَعَدَّ اللَّهُ فِي الْجِنَانِ‏.‏ قَالَ حَبِيبٌ حُفِظْتَ وَعُصِمْتَ‏.‏ قَالَ مَحْمُودٌ عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ وَنَوْسَاتُهَا‏.‏

Tercüme

İbn Ömer'den dedi ki: "(Kızkardeşim) Hafsa'nın yanına girdim. Zülüflerinden su damlıyordu. Ben, insanların hali gördüğün gibi cereyan etti. Bu işten bana hiçbir şey verilmedi, dedim. O: Hadi yetiş .. Çünkü onlar seni beklemektedirIer. Senin onların yanına gitmekte gecikmenin bir tefrikaya sebep olacağından korkuyorum, dedi. (Hafsa öyle diyerek) gidinceye kadar onun peşini bırakmadı. İnsanlar dağılınca Muaviye bir hutbe vererek dedi ki: Bu iş hakkında konuşmak isteyen bize kamlını (boynuzunu yani kendisini) göstersin. Şüphesiz biz bu işe ondan da, onun babasından da daha bir hak sahibiyiz. Habib b. Mesleme: Peki niçin ona cevap vermedin, dedi, Abdullah: Ben boynuma bağladığım elbiseyi çözdüm ve şunları söylemek istedim: Bu işe senden daha layık olan kimse İslam için seninle ve babanla savaşan kimselerdir.. Fakat topluluğu tefrikaya düşürecek, kanların dökülmesine sebep olacak birşey söylemekten ve maksadın dışında sözlerin benim adıma nakledileceğinden korktum. Allah'ın cennetlerde neler hazırladıklarını hatırladım, dedi. Habib dedi ki: "Korundun ve yanlışlıktan muhafaza edildin." Mahmud, Abdurrezzak'tan: "(Zülüfleri anlamındaki kelimeyi 'nesevatiha' değil de): Nevsatiha" diye nakletmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nesevatihe (zülüfleri)" el-Hattabızülüfleri demektir. Onlardan su damladığını söylemesi az önce gusletmiş olduğu izlenimini vermektedir. "İnsanların başından gördüğün işler geçmiş bulunuyor. Bu işten bana bir şey verilmedi." Bu sözlerle kastettiği Ali ile Muaviye arasında Sıffin'de meydana gelen savaşlar ve bu hususta anlaşmazlığa düştükleri vakit aralarında hakem tayin etmek üzere söz birliğine varmalarını kastetmektedir. Harameyn bölgesinde ve başka yerlerde bulunan diğer sahabelerle mektuplaştılar ve konuyu görüşmek üzere bir araya gelip toplanmak üzere sözleştiler. İbn Ömer de yanlarına gitmek ya da gitmemek hususunda kızkardeşine (ablası) danıştı. O da onun bulunmaması dolayısıyla fitnenin devamı ile sonuçlanacak bir ayrılığın ortaya çıkması korkusuyla onlara gidip yetişmesini söyledi. "İnsanlar" iki hakemin anlaşmazlıklarından sonra "ayrılıp dağılınca ... " Sözü geçen iki hakemden birisi Ebu Musa el-Eş'ari idi. Ali r.a. tarafından hakem gösterilmişti. Diğeri ise Amr b. el-As idi, o da Muaviye tarafından gösterilmişti. Abdurrezzaklın Mamer'den rivayetinde bu hadiste: "İki hakem ayrılınca" ifadesi geçmektedir. Bu da maksadın ne olduğunu açıklamakta ve olayın Sıffinlde cereyan etmiş olduğunu tespit etmektedir. Mutemet olan görüş de Abdurrezzak'ın rivayetinde açıkladığı şekildedir. Daha sonra Habib b. Ebi Sabit'in, İbn Ömer'den rivayetinde şunları söylediğini naklettiğini gördüm: "MuaviyeInin Devrrıetu'l-Cendel'de toplandığı gün Hafsa dedi ki: Allah'ın Muhammed ümmeti arasında sulhü gerçekleştireceği bir barıştan senin geri kalman senin için güzel değildir. Üstelik sen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemlin kayını ve Ömer b. el-Hattab'ın oğlusun." (İbn Ömer) dedi ki: "O gün Ali oldukça büyük bir deve üzerinde gelerek dedi ki: Kim bu işi istiyor yahut umut ediyor ya da ona boynunu uzatıyor (onu arzuluyar)?" Hadisi Taberani rivayet etmiştir. "Bu hususta" yani halifelik hakkında "konuşmak ister." "Bize karnıını göstersin." İbnu't-Tin der ki: Bununla bir başka haberde geçtiği üzere bid'atini kastetme ihtimali vardır. "Her bir karn ortaya çıktıkça" her bir karn görüldükçe demektir. Anlamın şöyle olma ihtimali de vardır: "Bize yüzünü göstersin." Yani bize kendisini göstersin, saklamasın. Yine Habib b. Ebi Sabit'in rivayetine göre ibn Ömer'in şöyle dediği zikredilmektedir: "O günden önce nefsim bana dünyevi bir şey telkin etmemişti. Ona şunu söylemek istedim: Bu işe islama giresiniz diye seninle ve babanla çarpışan kişi ümit etmektedir .. Fakat cenneti hatırladım, ondan bu sebeple yüz çevirdim." işte buradan bu olayın niçin Hendek gazvesinden sözedilirken kaydedilmiş olduğunun münasebeti ortaya çıkmaktadır .. Çünkü Ebu. Süfyan o gün Ahzabın kumandanı idi. "Seninle ve babanlq islam için çarpışan" Uhud ve Hendek günlerini kastetmektedir. Bu maksatla çarpışanlar arasında Ali ve muhacirlerden bu gazaya katılanların hepsi girer. Abdullah b. Ömer de bunlardan birisidir. Halifelik hususunda Muaviye'nin görüşü ise güç, görüş ve bilgi bakımından üstün olan kimsenin islama erken girme, dindarlık ve ibadet hususlarında daha üstün olanın önüne geçirilmesi şeklinde idi. Bundan dolayı Muaviye bu işe kendisinin daha çok hak ettiğini söylemiştir. ibn Ömer'in görüşü ise bunun aksine idi. Ona göre faziletçe daha geride olan kimseye ancak fitneden korkulması halinde bey'at edilir. Bundan dolayı bu olaydan sonra Muaviye'ye, daha sonra da oğlu Yezid'e bey'at etmiş, oğullarına ileride Fiten bölümünde geleceği üzerine bey'atini nakzetmelerini yasaklamış, bundan sonra da Abdulmelik b. Mervan'a beyTat etmiştir. "Allah'ın cennetlerde hazırladıklarını" sabredenlere ve ahireti dünyaya tercih edenlere hazırladıklarını "hatırladım

Kaynak

Sahîh-i Buhârî, 64/152 (No: 4108)

https://sunnah.com/bukhari/64/152

Sahîh-i Buhârî hocanin diger icerikleri

Sahîh-i Buhârî — Revelation — Hadis No: 1

hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ ، قَالَ : حَدَّثَنَا سُفْيَانُ ، قَالَ : حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْأَنْصَارِيُّ ، قَالَ : أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ ، يَقُولُ : سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَلَى الْمِنْبَرِ، قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ : " إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ إِلَى امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ

Alkame b. Vakkâs el-Leysî'den: O şöyle demiştir: Ömer İbnu'l-Hattâb'ın minberde şöyle dediğini duydum: Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şunları söylediğini duydum: "Ameller niyetlere göredir ve herkes için niyet ettiğinin karşılığı vardır. Kimin hicreti elde edeceği dünyalığa veya evleneceği bir kadına ise hicreti, hicret ettiği şeyedir. Tekrar: 54, 2529, 3898, 5070, 6689, 6953. Diğer Tahric:: Müslim, imare; Ebu Davud Talak; Tirmizî, cihad; Nesâî, tahare, talak, eymân; İbn Mace, zühd; Ahmed b. Hanbel, I

Nikah
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Belief — Hadis No: 8

hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، قَالَ أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ بُنِيَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالْحَجِّ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ ‏"‏‏.‏

İbn-i Ömer r.a.’den Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: İslam beş şey üzerine bina olunmuştur: Allah`dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed`in (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Allâh`ın Resulü olduğuna Şahadet etmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Haccetmek, Ramazan orucunu tutmaktır. Tekrarı: 4515 (Diğer Tahric edenler: Müslim, İman; Tirmizî, İman)

Oruç
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Revelation — Hadis No: 2

hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ ـ رضى الله عنه ـ سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ يَأْتِيكَ الْوَحْىُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَحْيَانًا يَأْتِينِي مِثْلَ صَلْصَلَةِ الْجَرَسِ ـ وَهُوَ أَشَدُّهُ عَلَىَّ ـ فَيُفْصَمُ عَنِّي وَقَدْ وَعَيْتُ عَنْهُ مَا قَالَ، وَأَحْيَانًا يَتَمَثَّلُ لِيَ الْمَلَكُ رَجُلاً فَيُكَلِّمُنِي فَأَعِي مَا يَقُولُ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ رضى الله عنها وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ يَنْزِلُ عَلَيْهِ الْوَحْىُ فِي الْيَوْمِ الشَّدِيدِ الْبَرْدِ، فَيَفْصِمُ عَنْهُ وَإِنَّ جَبِينَهُ لَيَتَفَصَّدُ عَرَقًا‏.‏

Mu’minlerin annesi Aişe r.anha şöyle demiştir: Haris bin Hişam r.a. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`den: "Ya Resullallah, sana vahiy nasıl gelir?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Bazen bana çıngırak sesi şeklinde gelir ki benim üzerimde en şiddetli olanı budur. Sonra bu halin şiddeti üzerimden kalktığında ben vahyi ezberlemiş olurum. Bazen de melek bana insan şeklinde gelir ve benimle konuşur. Ben onun söylediğini ezberlerim". Hz. Aişe şöyle demiştir: "Ben soğuğun şiddetli olduğu günde vahyin ona indirildiğini görmüşümdür. Bu halin şiddeti üzerinden kalkarken alnından terler boşalırdı. Tekrarı: 3215 İZAHI İÇİN BURAYA TIKLA

Nikah
Detay →

Sahîh-i Buhârî — Revelation — Hadis No: 3

hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فِي النَّوْمِ، فَكَانَ لاَ يَرَى رُؤْيَا إِلاَّ جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ، ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلاَءُ، وَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ فَيَتَحَنَّثُ فِيهِ ـ وَهُوَ التَّعَبُّدُ ـ اللَّيَالِيَ ذَوَاتِ الْعَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَنْزِعَ إِلَى أَهْلِهِ، وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ، فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا، حَتَّى جَاءَهُ الْحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ، فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا أَنَا بِقَارِئٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ فَقُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ‏}‏ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَدَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ رضى الله عنها فَقَالَ ‏"‏ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي ‏"‏‏.‏ فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ، فَقَالَ لِخَدِيجَةَ وَأَخْبَرَهَا الْخَبَرَ ‏"‏ لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ خَدِيجَةُ كَلاَّ وَاللَّهِ مَا يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا، إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ‏.‏ فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى ابْنَ عَمِّ خَدِيجَةَ ـ وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ يَكْتُبُ الْكِتَابَ الْعِبْرَانِيَّ، فَيَكْتُبُ مِنَ الإِنْجِيلِ بِالْعِبْرَانِيَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكْتُبَ، وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ ـ فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ يَا ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَبَرَ مَا رَأَى‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي نَزَّلَ اللَّهُ عَلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا، لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا إِذْ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَوَمُخْرِجِيَّ هُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ، لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمِثْلِ مَا جِئْتَ بِهِ إِلاَّ عُودِيَ، وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا‏.‏ ثُمَّ لَمْ يَنْشَبْ وَرَقَةُ أَنْ تُوُفِّيَ وَفَتَرَ الْوَحْىُ‏.‏

Mu’minlerin annesi Aişe r.anha.’dan (dedilerki:) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in ilk vahiy başlangıcı uykuda rü`ya-yı saliha (yani sıdık –doğru- rüya) görmekle olmuştur. Hiçbir rü`ya görmezdi ki sabah aydınlığı gibi aynen çıkardı. Ondan sonra kalbine yalnızlık sevgisi yerleştirildi. Artık Hira (dağın)`daki mağara içinde yalnızlığa çekilir, oradan ailesinin yanına gelinceye kadar sayısı belirli gecelerde tahannüs -ki taabbüd demektir.- eder bir süre sonra) yine azık alıp mağaraya geri giderdi. Sonra yine Hatice'nin yanına dönüp, bir o kadar zaman için azık tedarik ederdi. Nihayet Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`e birgün Hira mağarasında bulunduğu sırada (emr-i) Hak (yani vahiy) geldi. Şöyle ki Ona Melek gelip: (İkra) yani "Oku" dedi. O da: "Ben okumak bilmem." cevabını verdi. Zat-ı Akdesi Risalet-Penahî buyurur ki o zaman Melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: (İkra) dedi. Ben de ona: "Okumak bilmem." dedim. Yine beni alıp ikinci def`a takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: (İkra) dedi. Ben de: "Okumak bilmem." dedim. Nihayet beni yine alıp üçüncü def`a sıkıştırdı. Sonra beni bıraktı:

Aile
Detay →